"Unutun her şeyi. Geride bırakabilmesi, insanın en mucizevi kabiliyetidir, biliyor musunuz?"

İnsanların kötülükte kendisini aşamayacağından emin bir Şeytanı dünyaya gönderen Leonid Andreyev'in Şeytanın Günlüğü romanı, ahlak ölçüsünü tersyüz eden karanlık bir hiciv kurar. Cehennemde sıkılan Şeytan, Amerikalı milyoner Henry Wandergood'un bedenine girerek Roma'ya gelir; parası, yeni kimliği ve insanları kandırma hevesi ona kusursuz bir oyun alanı sunar. Fakat Toppi, Thomas Magnus ve Maria çevresinde gelişen ilişkiler, onun hesapladığından daha karmaşık bir sömürü düzenini açığa çıkarır. İnsanların para, itibar ve arzu uğruna kurduğu oyunlar karşısında gözlemci ile kurban arasındaki çizgi giderek bulanıklaşır.
Andreyev, doğaüstü anlatıcıyı mutlak kötülüğün sözcüsü olarak sabitlemez; Şeytanın şaşkınlığı, insan toplumunun ikiyüzlülüğünü ölçen ironik bir aynaya dönüşür. Günlük biçimi okuru karakterin böbürlenmesi, kuşkusu ve duygusal çözülmesi arasında gezdirirken para modern dünyanın neredeyse dinsel gücü gibi işlev görür. Romanın mizahı, kötülük kavramını hafifletmekten çok onun gündelik alışverişler ve saygınlık görüntüsü içinde nasıl normalleştiğini keskinleştirir. Son ağırlık, şeytani olanın dışarıdan gelen bir tehdit olmadığı fikrinde toplanır: insanın kendi kurduğu düzen, kötülüğün eski ustasına bile yabancı gelebilecek kadar yaratıcı ve acımasızdır.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi
"Unutun her şeyi. Geride bırakabilmesi, insanın en mucizevi kabiliyetidir, biliyor musunuz?"
“Ama burada suç sende dostum: O dağarcığında neden bu kadar az kavram var? Aklın, bayat ekmek kırıntılarıyla dolu bir gariban bohçası, oysa Beni anlayabilmen için bir somun ekmekten de büyüğü gerekiyor.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş