
Hayat kimsenin annesi değildir, O kimseye acımaz…

Yılmaz Güney'in Selimiye Mektupları kitabı, sanatçının siyasi görüşleri ve eylemleri gerekçe gösterilerek mahkûm edildiği 1972-1974 yıllarında Selimiye Cezaevi'nden yazdığı mektupları bir araya getirir. Mektupların başlıca muhatabı eşi Fatoş Güney'dir. Hapishanenin taş duvarları, demir parmaklıkları ve kelepçeleri, kişisel özlemle siyasal direncin aynı cümlelerde buluştuğu somut ve ağır bir çevre kurar.
Güney korku, acı ve zulmün bir gün yenileceğine dair inancını korur. Düşünceleri engellemeyi amaçlayan ceza düzenine karşı insanın üretme ve aydınlık yarınlara inanma gücünü öne çıkarır. Bahar, kuşlar, çayırlar ve çiçekler dışarıdaki hayatın işaretleri olduğu kadar içeride büyütülen umudun canlı imgelerine dönüşür. Bu umut içeride diri tutulur.
Mektuplarda eş, oğul, anne ve özgür yaşam özlemi birbirinden ayrılmaz. Sevgi dili, politik kararlılığı yumuşatmak yerine ona insani bir dayanak sağlar. Selimiye Mektupları, boyun eğmeyen bir tutumun gündelik özlem, aile bağı ve gelecek inancıyla nasıl sürdürüldüğünü gösterir. Cezaevi koşullarında yazılmış bu metinler, umudu soyut bir teselli değil, düşünmeye, sevmeye ve üretmeye devam etme pratiği olarak kayda geçirir.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Hayat kimsenin annesi değildir, O kimseye acımaz…
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş