Ferzan Özpetek, Saklı Yürek’te altı yaşındaki Alice’in 1978 Sicilya’sında teyzesi Irene’yle kurduğu bağı ve yıllar sonra bu ilişkinin bıraktığı izlere dönüşünü anlatır. Roma’da yaşayan özgür ruhlu bir sanatçı olan Irene, aile düzeninin dışındaki hayatıyla Alice için başka türlü bir dünyanın kapısını açar. On iki yıl sonra geçmişten gelen bir işaret, genç kadını çocukluğunun sessizlikleriyle, sanatla ve kendi yönünü seçme ihtiyacıyla yeniden karşılaştırır. Roman bu dönüşün sonuçlarını açıklamadan, kayıp ile keşif arasındaki gerilimi gizli bir oda ve geride kalan eserler çevresinde büyütür.
Özpetek’in sinemasından tanıdık aile, sır ve aidiyet meseleleri burada görsel ayrıntılarla örülü bir gelişim hikâyesine dönüşür. Irene’in tabloları ve saklı mekânlar, açıklanmayan aile tarihini sözden önce taşıyan izler olarak çalışır. Alice’in oyunculuğa yönelişi de başkasının hayatını taklit etmekten çok kendi sesini bulma arzusuyla ilişkilendirilir. Sicilya’nın kapalı aile çevresi ile Roma’nın sanat ortamı arasındaki karşıtlık, Alice’in kimliğini başkalarının beklentilerinden ayırma çabasını belirginleştirir. Irene’in varlığı yalnız bir rol model değil, bellekte saklı kalan cesaret ve özgürlük ihtimalidir. Bu anlatının duygusal merkezi, geçmişi kusursuz biçimde onarmak yerine, kaybın içinden yeni bir benlik ve ifade alanı kurabilme düşüncesinde derinleşir.