
Sabah her şey daha iyi görünecek. Gün doğduğunda umut olacak. Çaresizlik illüzyondan, karanlığın oynadığı bir oyundan başka bir şey değil.

Gerçekliği insanların hatırladığı hayatlar üzerinden bozan Blake Crouch'un Sahte Bellek'i, New York polisi Barry Sutton'ın hiç yaşanmamış geçmişlerin anılarıyla sarsılan kişileri araştırmasıyla başlar. Başlangıçta bir hastalık gibi görünen Sahte Bellek Sendromu, kurbanlarına başka bir eş, çocuk ya da kariyerle geçirilmiş eksiksiz bir hayat duygusu verir. Uzak bir laboratuvarda nörobilimci Helena Smith ise annesinin hafıza kaybına karşı anıları koruyacak bir teknoloji geliştirmeye çalışır. Barry ile Helena'nın yolları kesiştiğinde sorun zihnin yanılması olmaktan çıkar; zamanın kendisi, hatırlanan alternatiflerle yeniden yazılabilir hale gelir.
Crouch bilimkurgu fikrini duygusal kaybın yerine koymaz. Bir hayatı geri alma arzusu, yapılan seçimin başka hayatları ve başka insanların anılarını silebileceği gerçeğiyle çatışır. Anıların kimliği kurmadaki rolü, kişisel sevgi ile küresel felaket arasındaki köprüye dönüşür; her düzeltme girişimi daha geniş bir kaos ihtimali yaratır. Sahte Bellek hızlı bir gerilim ritmi taşırken teknolojiye sınırsız çözüm gücü atfetmez, çünkü belleği saklama isteği aynı zamanda geçmişi denetleme arzusudur. Romanın düşünsel etkisi, 'gerçek' hayatı yalnız olayların gerçekleşmiş olmasına bağlamayıp insanların kayıp, suçluluk ve sevgiyle kurduğu sürekliliğin de gerçekliğin parçası olduğunu göstermesinden doğar.
Bookspace topluluğundan 3 gönderi

Sabah her şey daha iyi görünecek. Gün doğduğunda umut olacak. Çaresizlik illüzyondan, karanlığın oynadığı bir oyundan başka bir şey değil.

+ 1990 Ekimi'nde Portland'daki o barda seni bekleyeceğim - Beni tanımayacaksın + Ruhum ruhunu tanır. Her zaman

"Bellek gerçeği hatırlamaz, gerçeği yaratır." Çünkü kitap sana şunu sorduruyor: • Eğer acı çektiğin şey gerçek değilse • Ama acı gerçek kadar yakıcıysa → Hangisi daha önemli: olay mı, hatırlayış mı?
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş