Amerikan İç Savaşı'nın patlak verdiği 1861 yılında Margaret Mitchell'ın Rüzgar Gibi Geçti romanı, Güney'in parçalanan düzenini genç ve iradeli Scarlett O'Hara'nın gözünden izler. Rahat bir yaşamın içinde büyüyen Scarlett, sahip olduklarını korumak için alıştığı toplumsal kuralların ötesine geçmek zorunda kalır. Onun ataklığı ve bencilliği, hem hayatta kalma gücünün hem de ilişkilerindeki çatışmaların kaynağıdır. Savaş cephelerde sürerken gündelik hayat, aile düzeni ve ekonomik güvenlik de altüst olur.
Scarlett'ın Ashley Wilkes'a yönelik idealize edilmiş duyguları, çevresindeki insanların beklentileriyle çarpışır. Rhett Butler ise toplumun ikiyüzlülüklerini açıkça gören, kurallara mesafeli tavrıyla ona güçlü bir karşılık oluşturur. Roman savaşı, askerî olayların ötesinde, insanların evlerini, statülerini ve gelecek tasarılarını değiştiren bir toplumsal felaket olarak anlatır. Yeniden yapılanma döneminin ekonomik ve toplumsal baskıları, Scarlett'ın kararlarını kişisel hırstan daha geniş bir tarihsel çerçeveye yerleştirir. Mitchell, Scarlett'ın direnme yeteneğini gösterirken onun başkalarına verdiği zararları da görünmez kılmaz; aşk, kayıp, sınıf ve yeniden başlama temalarını tarihsel dönüşümle bir araya getirir.