
"Gönlüm âh u zâr kaldı.." Bir gönlün âh u zâr ile dolmasının ne demek olduğunu gönlü rahat olanlar anlayamazdı.

Hayatının anlamını askerlikte bulan bir subay, kendi benliğiyle giriştiği mücadelede geçmişin, arzunun ve suçluluk duygusunun iç içe geçtiği bir dünyaya sürüklenir. Atsız'ın Ruh Adam romanı tarihî bir anlatı izlenimiyle açılır, fakat ilerledikçe gerçekçi zaman çizgisini yoğun semboller ve doğaüstü olaylarla parçalar. Kahramanın dış dünyadaki çatışmaları, zihninde ve vicdanında yürüttüğü daha ağır bir hesaplaşmanın yansımalarına dönüşür. Askerî disiplin, irade ve sadakat gibi değerler, kişinin kendi tutkularını yönetip yönetemeyeceği sorusuyla sınanır. Bu iç savaş, geçmişten gelen işaretlerle giderek daha karmaşık bir hâl alır.
Eser, yaşanmış hayat ile kurmaca arasındaki belirsizliği özellikle korur. Tarihten gelen motifler ve tekrar eden imgeler, tek bir dönemi anlatmaktan çok karakterin ruhsal durumunu görünür kılar. Doğaüstü karşılaşmalar, gerçeklikten kaçış olarak değil, bastırılmış korkuların ve ahlaki çatışmaların simgesel dili olarak işlev görür. Ruh Adam, insanın kendi nefsine karşı verdiği savaşı askerlik ideali, kader duygusu ve geçmişle hesaplaşma çevresinde kuran psikolojik bir romandır. Geleneksel tarih anlatısının beklentilerini bozarak okuru kahramanın güvenilmez algısı ve çok katmanlı sembolleri arasında ilerlemeye zorlar.
Bookspace topluluğundan 30 gönderi

"Gönlüm âh u zâr kaldı.." Bir gönlün âh u zâr ile dolmasının ne demek olduğunu gönlü rahat olanlar anlayamazdı.

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi alevden? Sen istedin ondan, gönül zorla tutuştu

Bazen sözlerle ifade edilemeyen şeyler gözlerle ifade edilir...

İnsanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. Bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir.
"Bir gönlün âh u zâr ile dolmasının ne demek olduğunu gönlü rahat olanlar anlayamazdı."

Sevginin niçini olmaz ki efendim...

Gözler ki birer parçasıdır senden ilahın Gözlerki senin en yüce Zulmün ve SİLAHIN Vur şanlı. Silahınla gönül mülkü düzelsin Sen öldürüyorken de Vururken de GÜZELSİN!…

Sevginin niçini olmaz ki efendim… Çünkü biz önce severiz. Sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız.

Akşamları bazen tek başına dolaşmam bir ruh sporudur.

Anlatması imkansız Öyle bir an ki Ukabadaki ses varlığının gayesi sanki Bak emrediyor “Daldığın Âlemden uyan ki MUTLAK SEVECEKSİN BENİ bundan KAÇAMAZSIN!…

Ruhun mu ateşten yoksa o gözlermi alevden?

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu...

Tiyatro bitti, beklemeye lüzum görmüyorum.

Tiyatro bitti beklemeye luzüm görmüyorum...

İnsanlar güvenilmeye lâyık değildir..

İnsanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. Bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir."

tiyatro bitti beklemeye lüzum görmüyorum.

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

<<Bana insanlardan mı bahsediyorsun?>>> <<<İnsanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. Bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir.>>>

Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım...

"Tiyatro bitti. Beklemeye lüzum görmüyorum."

tiyatro bitti beklemenin alemi yok

bazen sert bakmasına rağmen saygılı olan gözler bazen en nazik bakışlarla hakaret edebilirler.
"Sevginin niçini olmaz ki efendim... Düşünsem makul bir sebep bulabilirim. Fakat bu hakiki sebep olmaz."
“Gözlerki birer parçasıdır seneden ilahın Gözler ki senin en yüce zulmün ve silahın Vur şanlı silahınla Gönül mülkü düzelsin Sen Öldürüyorken de Severken de Güzesin…”
“Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.”
“Sevginin niçini olmaz ki efendim... Düşünsem belki mâkul bir sebep bulabilirim. Fakat bu hakikî sebep olmaz. Çünkü biz önce severiz. Sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız.”
“İçimde onu çok eskiden tanıyormuşum gibi bir duygu var… Dem-i muvafık Hata-i recül :’)”
“Sen gelmeyecek misin?”... O yine gülüyor: "Nereye gelecekmişim? Bekleyenim yok ki.”
“Edebiyat hakikatlerin hayalle süslenmesidir.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş