A Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıka kitabı, bir muhataba seslenen kısa mektuplar aracılığıyla gündelik ayrıntılardan ahlâk, sanat, yalnızlık ve insan ilişkileri üzerine düşünceler çıkarır. Her parça bağımsız bir konuya açılabilse de hitap eden ses, kitabın bölümlerini ortak bir yakınlık duygusunda birleştirir. Kuşlar, eşyalar, kelimeler ve şehir manzaraları yalnız süs olarak kalmaz; insan davranışındaki alışkanlıkları ve duyarsızlıkları sorgulayan düşünsel eşiklere dönüşür.
Metin deneme ile mektup arasında duran yapısını şiirsel bir dille sürdürür. Alıntılar, kültürel göndermeler ve kısa hikâyecikler, soyut bir düşünceyi doğrudan açıklamak yerine onun çevresinde çağrışım alanı kurar. Muhataba dönük anlatım, parçalar arasında doğrudan bir olay bağı bulunmasa bile soruların ve imgelerin birbirine cevap verdiği bir süreklilik sağlar. Parçaların kısa yapısı, gündelik bir ayrıntıdan kültürel bir göndermeye geçişi hızlandırırken mektup sesinin yakınlığını ve denemenin düşünsel açıklığını birlikte korur. Bu yöntem bazen sakin bir gözleme, bazen de toplumsal ve ahlâkî bir eleştiriye yönelir; ancak bölüm sonları kesin hükümler vermekten çok sesin yankısını korur. Ortaya çıkan biçimsel değer, farklı konuları tek bir tez altında düzleştirmeden mektubun mahrem tonu ile denemenin sorgulayıcı hareketini aynı ritimde buluşturmasıdır.