
Gökçe o gece kütüphane'nin tuvaletine tek başına gitti en kötü ne olabilir ki?

Gökçe, hayallerine kavuşup mutlulukla yeni tanıştığı bir anda kaybolur. Onun yokluğu en ağır biçimde yakın dostlarının hayatına yerleşir ve olay yıllar geçmesine rağmen çözülemeyen bir sır olarak kalır. Arkadaşları gerçeği araştırmaya başladığında, önce Gökçe’nin başına gelenlerden çok kendi hayatlarında sakladıkları gerçeklerle karşılaşır. Zamanın geçmesi kayboluşu unutturmaz; cevapsız soruları daha da ağırlaştırır.
Dilara Keskin’in Ölüler Konuşamaz romanında geçmiş, üç farklı tutum üzerinden bugüne taşınır. Yankı eski izlerle yaşamayı sürdürür, Alper geçmişi şimdiki zamanda arar, Erdem ise ondan kaçmak isterken ona tutsak olur. Yıllar sonra bu üç kişiyi yeniden buluşturan gelişme, Gökçe’nin kendisini tekrar hatırlatmasıdır. Kayboluşun çevresindeki sorular, dostlukların ve kişisel hafızanın güvenilirliğini sınar.
Gerçeğe ulaşmak, arkadaşların düşündüğünden daha zordur; çünkü her yeni iz başka bir sırrı ve ertelenmiş yüzleşmeyi açar. Araştırma ilerledikçe herkes kendi sakladıklarıyla hesaplaşmak zorunda kalır. Gökçe’nin yokluğu, çözülmesi gereken olayla birlikte hayatta kalanların seçimlerini belirleyen sürekli bir varlık hâline gelir. Keskin, gizem duygusunu geçmişin yükü, suçluluk, dostluk ve insanların kendilerinden bile sakladıkları gerçeklerle birleştirir.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

Gökçe o gece kütüphane'nin tuvaletine tek başına gitti en kötü ne olabilir ki?

Bir katil gibi bakmıyor ...bir katilin nasıl baktığını nereden biliyorsun ? her gece aynaya bakıyorum...
“Gökçe:Öldüğümde mezarımı papatyalarla doldurur musun? Alper:Bunu yapamam Gökçe. Gökçe:Neden? Alper:O gün bütün papatyalar solmuş olacak. Gökçe:Hadi ama Alper. Sende tek bişey istiyorum. Alper:Kapat su konuyu Gökçe.…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş