
"Artık hiçbir şey beni şaşırtmıyor ve hiçbir şey beni heyecanlandırmıyor. Bu, ruhun en son ve en acı vazgeçişidir."

Nana, Émile Zola'nın Rougon-Macquart dizisinde İkinci İmparatorluk toplumuna sahne ışıklarının altından bakan bir romandır. Anlatı, Nana Coupeau'nun Paris'teki Théâtre des Variétés'de sergilenen bir operette seyirci karşısına çıkmasıyla açılır. Sahne tekniği sınırlı olsa da varlığı bütün salonun dikkatini toplar; kısa sürede konuşulan, arzulanan ve çevresindeki ilişkileri dönüştüren bir kişiye dönüşür.
Zola, Nana'nın yükselişini tek başına bir başarı hikâyesi gibi sunmaz. Para, statü ve arzu çevresinde kurulan bağlar, dönemin seçkin dünyasındaki çürümenin görünür hâle geldiği bir alan yaratır. Nana'yı izleyen erkeklerin servetleri ve konumları, ona yaklaşırken sandıkları kadar sağlam değildir. Böylece karakterin etkisi, kişisel çekimin ötesinde bütün bir toplumsal düzenin kırılganlığını açığa çıkarır.
Germinal ve Meyhane gibi eserlerle aynı geniş roman dizisinde yer alan Nana, Zola'nın natüralist bakışını gösteri dünyasına ve yüksek çevrelere taşır. Okur, parlak sahne görüntüsü ile ilişkilerin yıpratıcı gerçekliği arasındaki farkı izler. Nana'nın merkezde olduğu bu hareketli portre, bir dönemin kendisini eğlence, tüketim ve arzu üzerinden nasıl ele verdiğini keskin bir enerjiyle anlatır.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

"Artık hiçbir şey beni şaşırtmıyor ve hiçbir şey beni heyecanlandırmıyor. Bu, ruhun en son ve en acı vazgeçişidir."
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş