
acı ruhun en iyi öğretmenidir ..

Bir iftiranın hayatı nasıl dönüştürdüğünü izleyen Alexandre Dumas'nın Monte Cristo Kontu romanı, genç denizci Edmond Dantès'in mutluluğa yaklaşmışken Château d'If'e kapatılmasıyla başlar. Hapiste tanıştığı Abbé Faria ona bilgi ve eğitim verir, ardından uzak bir adadaki hazinenin sırrını aktarır. Dantès özgürlüğüne kavuştuğunda yeni kimlikler ve büyük bir servet aracılığıyla geçmişindeki kişilere yaklaşır. Bu kurulum, macera duygusunu adalet arayışıyla birleştirirken intikamın sınırlarını giderek daha karmaşık hâle getirir. Napolyon sonrası Fransa’nın değişen siyasal düzeni, kişisel hesapların hareket ettiği geniş zemini oluşturur. Yan karakterlerin ayrı hikâyeleri de Dantès’in planlarının etkisini çoğaltır.
Dumas geniş karakter kadrosunu Paris'in siyasal ve toplumsal çevreleri içinde ustaca birbirine bağlar. Dantès'in planları geçmişteki ihanetleri görünür kıldıkça suç ile ceza arasındaki ölçü de tartışmaya açılır. Faria'dan edindiği bilgi kahramana güç verir, fakat bu güç onu kaybettiği hayatı geri getiremez. Romanın son hesaplaşmalarını açmadan kurulan bu gerilim, haklı bir öfkenin başkalarının yaşamını biçimlendiren mutlak bir yargıya dönüşüp dönüşemeyeceğini sorgular; serüvenin kalıcı etkisi de adalet ile merhamet arasındaki bu çatışmadan doğar.
Bookspace topluluğundan 19 gönderi

acı ruhun en iyi öğretmenidir ..

Canımın sıkıldığını hissettiğimde bana hep iyi gelen çok etkili bir ilacı size tavsiye edebilirim. Hangi ilaç? Yolculuk.

Dünyada ne mutluluk ne de mutsuzluk vardır; yalnızca durumumuzun bir başkasıyla karşılaştırılması vardır..

Bilmesi gerekenleri hiçbir zaman bilmeyen, ancak inanmakta çıkarı olduğu şeylere inanan insanlar gibiydi.

"Dostum" dedi Valentine, "kont bize insani bilgeliğin şu iki sözcükle özetlendiğini söylemedi mi? Beklemek ve umut etmek!"

Nerede büyük bir zenginlik varsa arkasında muhakkak büyük bir suç vardır.

Yaşam sürecinde ileri gidildikçe, geçmiş, önünden geçilen manzaralar gibi uzaklaşarak siliniyor.

Her felaketin iki ilacı vardır : zaman ve sessizlik...

Belki delireceğim ama ne yazık ki şu an aklım başımda.

-Sana paha biçilmez bir teklifim var. -Özgürlüğüm mü? -Hayır, özgürlüğün senden alınabilir. Ben sana bilgi vaadediyorum.

Gerçekten de bir kez hayatınızı gözden çıkardınız mı artık öbür insanlarla eşit değilsinizdir ya da daha doğrusu başka insanlar artık sizin eşitiniz değildir, bu kararı veren kişi o anda gücünü ona katladığını ve ufkunun genişlediğini hisseder.

Çok mu acı çektiniz mösyö?” diye sordu Franz. Simbad ürperdi ve gözlerini ona dikti. “Bunu nereden çıkardınız?” diye sordu. “Her şeyden,” dedi Franz: “sesinizden, bakışınızdan, renginizin solukluğundan ve sürdürdüğünüz yaşamdan.”

Düşünceler ölmez efendim, bazen uykuya dalarlar ama uyumadan öncekinden daha güçlü bir şekilde uyanırlar.

"Özveri mi?" dedi Villefort gülerek. "Evet, özveri; umut kesilmeyen tutkuya onurlu sözcüklerle bu ad veriliyor."

Ruhtaki yaraların şöyle bir özelliği vardır, gizlenirler, ama kapanmazlar, her zaman acı verirler, her zaman dokunulduğunda kanamaya hazırdırlar, her zaman yürekte canlı ve açık kalırlar.

Sizde olmayan kusurları haksız olarak üstleniyor, sizde olan erdemleri saklıyorsunuz.

Hem belki de Cenevizli, bilmesi gerekenleri hiçbir zaman bilmeyen ancak inanmakta çıkarı olduğu şeylere inanan insanlar gibiydi.

Mutlu olmak için hep acelemiz vardır Mösyö Danglars, çünkü insan uzun zaman acı çekerse, mutluluğa bir türlü inanamaz.

Birini yok etmek kolaydır; ama onun pişman olmasını sağlamak…İşte asıl ustalık budur.
“Uzun süre acı çekmiş kalpler için sevinç, uzun bir kuraklıktan sonra yere düşen çiy gibidir; hem kalp hem de toprak üzerlerine düşen o hayırlı nemi emer ve dışarıdan hiçbir şey belli olmaz.”
“Nasıl kaçtım? Zorlukla. Bu anı nasıl planladım? Zevkle.”
“Kendi kaderini eline alan kişi, zincirlerini de kırar.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş