
“Eğer kaybetmek kaçınılmazsa insan keyifli ve zarif bir biçimde kaybetmeliydi.”

Bir babanın ölümüyle açılan miras tartışması, yıllardır korunmuş aile sessizliğini dağıtır. Vigdis Hjorth, Miras'ta tiyatro eleştirmeni Bergljot'un yakınlarıyla arasındaki kopuşu, paylaşılamayan mallardan çok daha eski bir yaranın çevresinde anlatır. Aile üyeleri geçmişi farklı biçimlerde hatırlarken Bergljot, kendi deneyiminin inkâr edilmesine karşı yaşamına ve hikâyesine sahip çıkmaya çalışır.
Romanın gerilimi, dışarıdan düzenli görünen aile portresiyle bu görüntünün gerisindeki travma arasındadır. Yakınlık güven vermek yerine incinmenin kaynağına dönüşmüş; bağları koruma talebi, konuşulmaması gerekenleri belirleyen bir baskı yaratmıştır. Bergljot'un anlatma ısrarı hem hayatta kalma yöntemi hem de diğer aile üyelerinin kurduğu ortak gerçeğe meydan okumadır. Kimin haklı olduğundan önce, bir insanın kendi hafızasına güvenebilmesinin bedeli öne çıkar.
Miras, aile sadakati, utanç ve kişisel tanıklık üzerine soğukkanlı fakat yoğun bir romandır. Hjorth, travmayı kolay bir uzlaşmayla kapatmaz; konuşmak ile susmak arasındaki güç ilişkisini inceler. Bergljot'un mücadelesi, insanın ailesini seçemese de yaşadıklarını hangi dille anlatacağını seçebileceği düşüncesine dayanır. Eser, mal paylaşımının ötesine geçerek kuşaktan kuşağa aktarılan sessizlikleri de bir miras olarak gösterir.
Bookspace topluluğundan 14 gönderi

“Eğer kaybetmek kaçınılmazsa insan keyifli ve zarif bir biçimde kaybetmeliydi.”

Hayatımızın akışında önemli bir rol üstlenecek, yönümüzü değiştirecek seçimleri etkileyecek ya da belirleyecek insanlarla yollarımızın tesadüf eseri kesiştiğini düşünmek ne garip. Belki de tesadüf değildir.

".. Zira aşk kalp çevresinde çalışan bir cerrahtır."

Dünya bu yüzden batıyor işte, çünkü insanlar fikirlerini söylemiyor, dürüst davranmıyor, kimsenin keyfi kaçmasın diye yapmacık tavırlar takınıyorlar…

“…net olan insanlarla ilişki kurmak net olmayanlara, belirsiz konuşanlara, laf kalabalığı yapanlara, bir şey deyip başka bir şey demek isteyenlere ve bir söyledikleri bir söylediklerini tutmayanlara kıyasla daha kolaydır…”

İnsan hayatını başa saramıyor, aldığı kararlarla yaşamak zorunda…

Her zamankinden daha uzun yürüdüm, yorulmak, uyuyabilmek, bütün gece uyuyabilmek için, uzun uzun yürüdüm…

“…en büyük talihsizlik, dedim, ilişkiyi kesememek, bir türlü kopamamak, kaçıp gidememek, kalmaya ve yenilip yutulmaya mahkum olmak."

Uzaklaştım, tuhaflığının benim üzerime bulaşmasını istemedim.

Kaybettim, kendi kabahatimdi…

bir kapı yoktu kendi içimde kilitli kalmıştım ben..

Her şeyi akışına bırakmak, en iyisini ummak, tepki göstermemek, bunlar bir seçim miydi?

Ancak ne yaptıklarını anlıyorlar mıydı? Yakıp yıktıklarını, yaralar açtıklarını?

Kimse sana ulaşamaz, dedim kendi kendime, ulaşılabilir olmazsan eğer…
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş