
"Bazen, aklımız kalbimizin doğru olmasını istediği şeye inanır."

Harvard simgebilim profesörü Robert Langdon, Illuminati'nin hâlâ faal olduğunu düşündüren vahşi bir cinayetle karşılaşır. Fizikçi Leonardo Vetra öldürülmüş, göğsü örgütün simgesiyle dağlanmış ve geliştirdiği güçlü antimadde örneği çalınmıştır. Yeni papanın seçileceği gün antimaddenin Vatikan Şehri'nin altına saklandığının anlaşılması, bilimsel buluşu büyük bir yıkım tehdidine dönüştürür. Langdon, Vetra'nın meslektaşı ve kızı Vittoria ile birlikte hem cinayetin izini hem de yaklaşan felaketi durdurabilecek yolu aramaya başlar.
Melekler ve Şeytanlar, bilim ile din arasındaki tarihsel çatışmayı Roma'nın sokakları, kiliseleri ve katakompları boyunca ilerleyen bir kovalamacanın içine yerleştirir. Langdon'ın semboller konusundaki bilgisi, dört yüz yıllık bir izin güncel cinayetlerle bağlantısını çözmek için kullanılır. Vittoria'nın bilimsel birikimi ve kişisel kaybı, araştırmaya hem teknik hem duygusal bir ağırlık kazandırır. Dan Brown, papalık seçiminin kapalı dünyasını gizli örgüt efsanesi ve zamanla yarışan bir enerji tehdidiyle birleştirir. Roman, olayın sonucunu önceden vermeden Langdon ile Vittoria'nın Vatikan'ı ve çevresindeki insanları kurtarma çabasını yüksek tempolu bir tarih-gerilim kurgusuyla anlatır. Her durak yaklaşan tehlikenin süresini biraz daha daraltır.
Bookspace topluluğundan 9 gönderi

"Bazen, aklımız kalbimizin doğru olmasını istediği şeye inanır."

Loading…

zihni acayip şekilde yoruyor… Din ve Bilim üzerine

Langdon’a göre tarih boyunca bilim ve din düşman değil, yanlış anlaşılmış iki ayrı dil gibidir. Bilim “nasıl?” sorusunu sorar; din ise “neden?” sorusunu. İnsanlık karanlıktan korktuğu için ışığı kutsallaştırmıştır; ama ışık ortaya çıktığında gölgeler de belirginleşir. Kilise, yüzyıllarca bilimi tehdit olarak görmüş; bilim insanları ise inancı cehaletle eş tutmuştur. Oysa gerçek çatışma Tanrı ile bilim arasında değil, gücü kaybetmekten korkan kurumlar ile gerçeği arayan bireyler arasındadır.

“Zihnimiz bazen kalbimizin doğru olmasını istediği şeyleri görür.” 🥀

Bilim bize nasıl yaşayacağımızı gösterebilir ama neden yaşayacağımızı asla söyleyemez..

İnsan, çoğu zaman akıyla kalbi arasında bir denge kurmaya çalışır. Ancak öyle anlar gelir ki bu denge bozulur, kalbin arzusu, aklın gerçeği görmesine engel olur. Kalbin arzusu ağır bastığında akıl, görmemiz gereken en bariz işaretleri bile göz ardı eder, yanlış kararlarda israr ederiz. Duymak istediklerimize o kadar odaklanırız ki aklımızın fısıldadığı mantıklı uyarılara kulaklarımızı tıkarız. Bu durum, kaçınılmaz hayal kırıklıklarına ve ancak zor yollardan öğrenilecek derslere zemin hazırlar. Nihayetinde bu içsel çatışma, insanın en temel özelliklerinden biridir. Çünkü bizler yalnızca gerçekleri analiz eden makineler değil; duygulari, umutları ve hayalleri olan varlıklarız. Aklımızın, kalbimizin istediğine inanma eğilimi, hayatta kalma, anlam arama ve en karanlık anlarda bile bir umut ışığı bulma çabamızın en somut ifadesidir.

okuyan var mı

TAVSİYE🍁
“Tarih her zaman kazananlar tarafından yazılır. İki kültür çarpıştığında, kaybeden yok olur, kazanan ise tarih kitaplarını yazar. Kitaplar da zaferleri meşrulaştırmak için ahlaki ve tarihi temeller sunar.”
“Zihnimiz bazen kalbimizin doğru olmasını istediği şeyleri görür.”
“Bazen, aklımız kalbimizin doğru olmasını istediği şeye inanır!!!”
“Chinita'ya halinden memnun olmayı ve kendine saygı duymayı öğretmişti. Annesi, eğer siyah bir kadınsan, ne ol duğunu saklamayacaksın, derdi. Bunu denediğin gün ölürsün. Dik dur gülümse ve bırak neden güldüğünü merak…”
“İnsan aklı, gerçeğin kendisi kadar kutsaldır”
“Bir insan sizden kolaylıkla vazgeçiyorsa ya da yokluğunuza hemen alışmışsa onunla yaşadığınız herşeyi unutun. Çünkü hiçbiri gerçek değildir. Hakkımı Helâl Edermiyim Bilmiyorum Bazılarına Ama..!!! En Fazla “Nasıl…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş