
“Hayaller yıkıldığında insanın içindeki renkler de söner.”

Halid Ziya’ya kadar, romancı muhayyilesiyle doğmuş tek muharririmiz yoktur. Hepsi roman veya hikâye yazmaya hevesli insanlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar Tereddütsüz söyleyeceğim ki yazdıklarımın hiçbirisini yazmamış olmak ihtimalini o kadar büyük bir hüzün duymayarak düşünebiliyorum. Fakat Mai ve Siyah için böyle değil! Onu yazmış olmak isterdim. Ve pek iyi etmişim ki yazmışım. Onun için, eksiklikten arınmıştır, baştan ayağa meziyettir demiyorum. Fakat onda hemen bütün ben varım, benim bir daha geri gelmeyecek olan emellerle, hülyalarla ve onların yanı başında hüsranlarla, elemlerle dolu olan gençliğim var. Hatta yalnız benim değil… Bütün gençler var... Memleketimin bedbaht gençliği var. Sizler varsınız... Halid Ziya Uşaklıgil Kitap olarak ilk defa 1898’de basılan Mai ve Siyah’ın bu baskısı hazırlanırken Halid Ziya’nın romandaki düzenlemelerini de içeren 1938 baskısı esas alındı. Bu iki baskı karşılaştırılıp yıllardır süregelen hatalar tek tek saptandı. Açıklamalı notlarla ve ilk baskıdan görsellerle zenginleştirilen roman, yazarın üslubuna müdahale edilmeden günümüz Türkçesine uyarlandı. İlk defa okuyucuyla buluşmasının üzerinden yüz yılı aşkın zaman geçse de bu başyapıt, hâlâ tefrikasına başlanıldığı günkü kadar yeni. O günden bugüne, ülkenin bütün kuşaklarınca okundu, tartışıldı, tekrar tekrar yorumlandı. Daha önemlisi, hep sevildi. Çünkü Mai ve Siyah, bizim romanımız.
Bookspace topluluğundan 7 gönderi

“Hayaller yıkıldığında insanın içindeki renkler de söner.”

Gitmeliyim; o kadar uzak bir yere gitmeliyim ki, düşüncem şu geçen yaşamıma yetişemesin.

Ah! Zavallı hırpalanmış, ezilmiş hayat... Mai bir geceyle siyah bir gece arasında geçen şu nasipsiz, talihsiz ömür!..

Keşke sen de çıldıracak kadar öfkelensen de kendini böyle üzüntüye, umutsuzluğa teslim etmesen...

"Öyleyse ikimiz bir şemsiyeyle idare ederiz, benim şemsiyeme kendim zor sığıyorum ama varsın sol tarafım ıslanıversin..."

İnsan, üzüntülü ve sevinçli zamanlarında, kalbinin dayanamayacağından fazlasını duyarlı bir kalple bölüşmek ister…

Bak şu havaya, ne görüyorsun, yanılsamalardan oluşan kristal deryası... Gözlerinle onun içine girmeye çalış; o mavilikleri yırtmak için uğraş, ne görüyorsun? Mavi... yalnızca mavi... Değil mi? Sonra, bak ayağımızın altındaki toprağa, ne buluyorsun? Donmuş, simsiyah bir renk... Of!... O siyah tabakaları parçalayarak içeriye bak; in, in, in, ne kadar inebilmek mümkünse o kadar in; ne buluyorsun? O siyahlar içinde ne buluyorsun? Siyah... yalnızca siyah değil mi? işte öyle bir şey yazmak istiyorum ki yukarı bakılsa mavi ve yalnızca mavi; aşağı bakılsa siyah yalnızca siyah... Bir şey ki mavi ve siyah olsun.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş