
Bizim George Orwell olayı tersinden anlamış. Büyük Birader bizi gözetlemiyor aslında. Şarkı söyleyip dans ediyor.

Chuck Palahniuk'un Lullaby romanında kırklı yaşlarında, dul ve yalnız bir gazete muhabiri olan Carl Streator, Ani Bebek Ölümü Sendromu üzerine yazı dizisi hazırlamakla görevlendirilir. Ölüm vakalarını araştırırken olay yerlerinde aynı şiir antolojisinin bulunduğunu fark eder. Kitapların hepsi, Afrika kökenli bir ninniye ya da ayıklama şarkısına açılmıştır.
Carl, söz konusu şarkının yüksek sesle söylendiğinde, hatta yalnızca düşünüldüğünde bile hedef aldığı kişiyi öldürebildiğini keşfeder. Ezgi zihnine yerleşince istemeden ölüm saçan bir seri katile dönüşür. Çare ararken perili evler satan emlakçı Helen Hoover Boyle ile ortaklık kurar; Helen yıllar önce kendi çocuğunu aynı şarkı yüzünden kaybetmiştir.
İkili, ölümcül metnin kütüphanelerdeki bütün kopyalarını yok etmek için ülkeyi boydan boya geçer. Onlara Helen'ın Wicca inancına bağlı asistanı Mona Sabbat ile çevreci terörist sevgilisi Oyster eşlik eder. Oyster'ın sahte sorumluluk talepleri ve şirket şantajı üzerine kurduğu düzen, grubun görevini daha da karmaşıklaştırır. Bu tuhaf yol arkadaşlığı, bir salgını durdurmaya çalışan yeni ve huzursuz bir aile biçimi yaratır. Yolculuk, insanlığı sözlü bir salgından koruma görevini kara mizahla birleştirir. Lullaby, dilin bulaşıcı gücü ve zihinsel denetim korkusunu kıyamet tonlu bir gerilim içinde işler.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Bizim George Orwell olayı tersinden anlamış. Büyük Birader bizi gözetlemiyor aslında. Şarkı söyleyip dans ediyor.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş