
“İnsan bazen kendi içindeki Yahuda’yı tanımadan, başkasını yargılar.”

Leo Perutz’un Leonardonun Yahudası romanı, Leonardo da Vinci’nin Son Akşam Yemeği tablosunu tamamlamakta zorlandığı bir dönemde geçer. Milano’daki Santa Maria delle Grazie manastırının yemekhanesi için hazırlanan eser yarım kalmıştır; Leonardo, İsa’ya ihanet eden Yahuda’nın yüzünü resmedebilmek için uygun bir model bulamaz. Aradığı yüzü şehirdeki en kötü insanda bulabileceğini düşünerek sokakları, pazarları ve meyhaneleri dolaşır.
Aynı günlerde Milano’ya gelen Bohemyalı bir tüccar, geçmişten kalan bir borcu tahsil etmeye çalışır. Bu maddi hesabın yanına, şehirde gördüğü genç bir kadına duyduğu aşk eklenir. Ressamın sanatsal arayışı ile tüccarın para ve sevgi çevresindeki kararları giderek birbirine yaklaşır. Yahuda’nın yüzünü aramak, kötülüğün dış görünüşte mi yoksa insanın seçimlerinde mi bulunduğu sorusunu da beraberinde getirir.
Perutz, tarihsel ortamı kurgu ve ince mizahla birleştirirken yaratma eyleminin ahlaki bedeline odaklanır. Kibir, ihanet ve aşk, bir sanat yapıtının ortaya çıkış süreci çevresinde karşı karşıya gelir. Ünlü tablonun eksik figürü, bir model sorununun ötesine geçerek sanatçının insan doğasını kavrama çabasına ve başkalarının hayatlarını eserine dönüştürürken taşıdığı sorumluluğa bağlanır.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

“İnsan bazen kendi içindeki Yahuda’yı tanımadan, başkasını yargılar.”

“Mutluluğun bir dirhemi bile on okka bilgelikten daha kıymetlidir bazen.”
“Sonra çok ciddi bir ifadeyle resim sanatının hekimlerinin sanatından üstün tutulması gerektiğini, çünkü resmin çoktan ölmüş olanları canlandırdığını, henüz yaşayanları ise ölümün elinden kurtardığını söyledi. Sanatıdan…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş