
Bana hafif bir bakış attı. Yarım gün boyunca havada süzülecek kadar hafif.

Kobo Abe'nin Kutu Adam romanı, toplumla bağlarını koparıp başına büyük bir mukavva kutu geçiren isimsiz bir anlatıcının şehirdeki dolaşmalarını izler. Kutunun iç duvarlarına notlar alan bu kişi, dışarıyı açtığı küçük gözetleme deliğinden seyreder; böylece saklanmak ile bakmak, görünmezlik ile görülme arzusu aynı deneyimin parçalarına dönüşür. Anlatıya bir tüfekli adam, genç bir hemşire ve kutu adam olmak isteyen bir doktor girerken anlatıcının aktardığı gerçekliğin sınırları giderek belirsizleşir.
Roman, kutuyu yalnızca barınak değil, kimliği askıya alan ve algıyı çerçeveleyen bir araç olarak kurar. Kimin gerçek kutu adam, kimin taklitçi olduğu sorusu; birbirinin içine geçen kayıtlar, kesintiler ve çelişkili anlatıcı sesleriyle çözümsüz bırakılır. Okurun bir polisiye bilmecedeki gibi kesin kimliğe ulaşma beklentisi, metnin kendi oluşumunu sorgulayan anti-dedektif yapıyla boşa çıkarılır.
Romanın merkezindeki yabancılaşma, kişinin toplumdan çekilince özgürleşip özgürleşmediği sorusunu açar. Gözetleyen öznenin aynı anda başkalarının bakışına bağımlı kalması, mahremiyet ile teşhir arasındaki gerilimi keskinleştirir; romanın parçalı biçimi de benliğin sabit ve güvenilir bir anlatı olmadığı düşüncesini taşır.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Bana hafif bir bakış attı. Yarım gün boyunca havada süzülecek kadar hafif.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş