Kötülüğün yalnızca eski bir dinsel kavram olmadığı iddiası, Terry Eagleton’ın Kötülük Üzerine kitabının çıkış noktasıdır. Eagleton, insan davranışını bütünüyle toplumsal koşullara ya da psikolojik nedenselliğe indirgemenin, amaçsız görünen yıkıcılık karşısında yetersiz kalabileceğini savunur. Çocuk cinayetlerinden savaş ve teröre uzanan örnekleri edebiyat, teoloji, siyaset ve psikanaliz arasında hareket ederek tartışır.
Kitap, kötülüğü sıradan yanlış yapma ya da çıkarcı suçla aynılaştırmaz. Eagleton için mesele, kişinin kendi hiçlik duygusunu başkasının varlığını yok ederek aşmaya çalıştığı bir yıkım biçimidir. Augustinus ve Thomas Aquinas’tan Shakespeare, Thomas Mann, William Golding ve Freud’a uzanan düşünsel hat; kötülüğün boşluk, özgürlük, ölüm dürtüsü ve anlamsızlıkla ilişkisini sınar. Aynı zamanda “kötü” etiketinin siyasal ve medyatik kullanımına karşı dikkatli kalır.
Ahlaki dili yeniden ciddiye alma çağrısı, kapalı bir kötülük tanımından daha önemli hâle gelir. Metnin gücü, tarihsel ve maddi açıklamaları terk etmeden bazı eylemlerdeki aşırı yıkıcılığın adını koymaya çalışmasından doğar. Açıklama ile mazur gösterme arasındaki zor sınır, çağdaş eleştirinin gündemine bu gerilim üzerinden taşınır.