
Zalime boyun eğmeyecek kadar güçlü ol ama zalim olacak kadar güçlü olma. Güce aşık olma. Güce aşık olursan o güç elinden gitmesin diye korkak olursun, korkaklığını gizlemek izin de zalim olursun.

Körburun, anakaraya yakın olduğu hâlde kendi ritmine kapanmış bir adadır. Vapurun çoğu zaman yalnız Seher için uğradığı iskele, yosun, çay ve mazot kokularıyla gündelik hayatın ağır akışını taşır. Hikmet Hükümenoğlu, Körburun'da bu sakin görünen coğrafyanın kuşaklar boyunca biriktirdiği aşkları, hırsları ve düş kırıklıklarını adanın değişen toplumsal düzeniyle birlikte izler.
Eski komşuluk günlerine duyulan özlem, zamanla daha kapalı ve dayatmacı bir yaşama dönüşür. İnsanlar gürültülü olaylar karşısında susarken küçük gündelik sesler büyüyüp uğultu hâline gelir. Adanın kendi kuralları sertleştikçe bireylerin seçimleri aile, çevre ve geçmiş tarafından kuşatılır. Seher'in yalnızlığı, vapurun kısa uğrağı ve birbirini tanıyan insanların sessizliği, bu baskının somut işaretleridir.
Üç kuşağa yayılan yapı, tek bir kahramanın hikâyesinden daha geniş bir toplumsal hafıza kurar. Hükümenoğlu, yakınlık ile denetim arasındaki sınırı ve güzel hatırlanan geçmişin içindeki çatlakları araştırır. Ada uzak bir masal mekânı değildir; anakaranın ilişkilerini daha yoğun biçimde yansıtan küçük bir dünyadır. Okur, kişisel tutkuların ve hayal kırıklıklarının yıllar içinde nasıl ortak bir sessizliğe dönüştüğünü görür.
Bookspace topluluğundan 8 gönderi

Zalime boyun eğmeyecek kadar güçlü ol ama zalim olacak kadar güçlü olma. Güce aşık olma. Güce aşık olursan o güç elinden gitmesin diye korkak olursun, korkaklığını gizlemek izin de zalim olursun.

Onlara baka baka aşkın tamamen beyin kimyasındaki bir sapmadan ibaret olduğunu düşünmeye başlamıştı. Uyuşturucu gibi, alkol gibi, insanı hem hasta eden hem de büyüleyen bir şeydi aşk. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın insanın bünyesinden atamadığı kimyasal bir bağımlılık.

En kanlı savaşın ortasında, en olmadık aşklar yaşanmamış mı?

Bazen insan, konuştuğu kişi daha ağzını açmadan neler söyleyeceğini bilir. Bilir ama duymak istemez. Çünkü duymak üzere olduğu şeyleri zamanında gayet güzel paketleyip sağlam bir sandığın içine kilitlemiş ve zihninin tavan arasında en karanlık köşeye saklamıştır. Şimdi tavan arasının kapısının açılacağını, içeriye ışık girmeye başlayacağını bildiği için duymak istemez.

Madem insanın iki tane beyni olamıyor, o zaman belki de iki tane sesi vardır babaannemin. Belki hepimizin içinde iki tane, üç tane ses var ama bir tanesi hariç hepsini susturuyoruz. Sadece içimizde konuşuyorlar çünkü dışarıdan duyulursa bize deli derle diye korkuyoruz. Belki babaannem susturamıyor o seslerden birini. Ya da susturmak istemiyor çünkü insanların ona deli demesi umurunda değil.

- Uçsuz bucaksız bir boşluk, eğer uzun uzun bakarsan karşı koyamıyorsun... Sonra burada durup seyredince bulutlar daha hızlı hareket ediyormuş gibi geliyor insana. Dünyanın sürekli döndüğünü hatırlıyorsun. Hiç ama hiç durmadığını. Düşünsene, yuvarlak bir kaya parçasının üzerindeyiz ve uzayda fırıldak gibi dönüp duruyoruz. Ne kadar acayip değil mi? +İnsanı küçültüyor. - Evet evet! Küçültüyor insanı. Zaman çok enteresan bir şey... Bazen her şey durdu sanıyorsun, bu acı hiç geçmeyecek sanıyorsun ama seni dinlemiyor. Kendi bildiğini okuyup yoluna devam ediyor. Fırıldak gibi dönüyoruz uzayda, sabahtan akşama kadar tepemizden binlerce bulut geçiyor. Bizim acımız da tasamız da çok ufak, çok önemsiz zaman için.

Öpücükler tohum gibidir, demişti, toprağa usulca bırakırsın, yıllarca uyur. Sonra bir bakarsın, tomurcuklanmış, bambaşka bir şey olmuş.

Hissettiği şey, öyle gitgide artan ve aniden sona eren türde bir gazdan çok farklıydı. İçindeki bir eksikliğin ilk defa tamamlanması gibiydi.
“Zalime boyun eğmeyecek kadar güçlü ol ama zalim olacak kadar güçlü olma, derdi mesela, Güce âşık olma, derdi. Güce âşık olursan o güç elinden gitmesin diye korkak olursun, korkaklığını gizlemek için de zalim olursun.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş