
Bazen düşünüyorum da, kendi yarattıklarımı tanrının yarattıklarından daha çok seviyorum...

On dokuzuncu yüzyılın sonundaki İstanbul, Kılıç Yarası Gibi'de çözülmekte olan Osmanlı düzeninin görkemli fakat huzursuz başkentidir. Devlet makamlarını kişisel kazanç alanına çeviren paşalar birbirleriyle çekişirken saray, bu rekabeti yöneterek ayakta kalmaya çalışır. Hafiyelerin küçük hareketleri bile merkeze bildirdiği korku ortamında siyasal çürüme, insanların aşklarını ve aile ilişkilerini de etkiler.
Paris'ten ülkesine dönen kadın, orada kazandığı başarıların ardından Müslüman bir din adamına çekilir. Diğer kadın onun Batılılaşmış oğluyla evlenir; fakat evlilik, arzular ve toplumsal beklentiler arasındaki gerilimi çözmez. İki hayatın kesişmesi, Doğu ile Batı arasındaki karşılıklı hayranlığın yanlış anlamalara ve duygusal savrulmalara nasıl dönüştüğünü gösterir. Kişisel seçimler, dönemin ahlak anlayışı ve iktidar ilişkileriyle sürekli çatışır.
Arka planda genç subayların Jön Türkler adıyla örgütlenmesi, özel hayatların yanına yaklaşan büyük tarihsel değişimi yerleştirir. Ahmet Altan, imparatorluğun son günlerini siyasi olayların yanında tutkuların ve korkuların insan psikolojisinde açtığı yaralar üzerinden işler. Geniş tarihsel panorama ile yakın ilişki çözümlemesi, romanın çok katmanlı ve yoğun yapısını kurar.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Bazen düşünüyorum da, kendi yarattıklarımı tanrının yarattıklarından daha çok seviyorum...
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş