İnsanların iyi olduğunu düşünmeye alışkın değilim.

Tess Gerritsen, Kemik Bahçesi’nde iki farklı dönemde başlayan olayları eski bir cinayetin sırrında birleştirir. 1830’ların Boston’unda tıp öğrencisi Norris Marshall, yoksulluğu yüzünden eğitim masraflarını karşılamak için mezar soyucularıyla çalışır. Üniversite hastanesinin bahçesinde bir hemşirenin vahşice öldürülmesi ve ardından bir doktorun aynı sonla karşılaşması, yasa dışı kadavra ticaretiyle bağı bulunan Norris’i baş şüpheli hâline getirir.
Masumiyetini kanıtlamak isteyen genç adamın tek umudu, katili gördüğü düşünülen tanığa ulaşmaktır. Tıp eğitimi, yoksulluk ve ceset ticareti arasındaki karanlık düzen, soruşturmayı yalnızca tek bir failin peşine düşmekten çıkarır. Norris hem polisten hem de gerçek katilden önce gerçeğe yaklaşmak zorundadır. Dönemin hastaneleri ve tıp dünyası, bilginin ilerlemesiyle insan bedeninin sömürülmesi arasındaki gerilimi taşır.
Günümüzde Julia Hamill, Massachusetts yakınlarındaki yeni evinin bahçesinde kayaların arasında bir kafatası bulur. Adli tabip Maura Isles bunun bir cinayet kurbanına ait olduğunu belirleyince geçmişteki isimsiz kadının kimliği yeniden soruya dönüşür. Toprağın sakladığı kemikler, Julia’nın evini uzak bir dönemin çözülememiş suçuna bağlar. İki zamanlı kurgu, tarihî gerilim ile modern adli soruşturmayı bir araya getirerek unutulmuş kurbanın hikâyesini kuşaklar sonra beliren fiziksel kanıtlar üzerinden izler.
Bookspace topluluğundan 3 gönderi
İnsanların iyi olduğunu düşünmeye alışkın değilim.
Bir şişe şarap, paylaşıldığında her zaman daha lezzetlidir.
Bağlılığımı inanmadığım bir adam için harcamazdım.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş