Atilla Atalay'ın Kalbin böcüü kitabı, gülmenin ardından insanın içinde kalan ağır duygulara yönelen yazılardan oluşur. Yazar çıkış noktasını Oğuz Abi'nin “Her şeyi yazıp çizdikten sonra bir çeki taşı kalır insanın içinde” sözüyle açıklar. Çeki taşının ne olduğunu tam olarak bilmediğini söylese de komiklik, coşku ve sevincin çekilmesinden sonra geride kalan acıklı tortuyu çok iyi tanır.
Bu tortu kolayca yerinden oynatılamaz; gözyaşıyla akıp gitmez ve insanın içinde zamanla birikir. Mizah, dışarıdaki okuru güldürürken yazanın içinde başka bir ağırlık bırakabilir. Atalay bu karşıtlığı saklamak yerine yazının malzemesine dönüştürür. Gülmenin sağladığı kısa ferahlık geçince geride kalan his, anlatıcının kendine ve geçmişine bakmasını zorunlu kılar. Ciddi ve duygulu metinlere yöneldiğinde, içeride biriken çeki taşından koparabildiği parçalarla kendine harfler yaptığını söyler.
Bu metinler, mizahçının neşeli yüzünün yanında gülmenin ardındaki kırılganlığı öne çıkarır. Yazmak, ağır duyguyu tamamen temizleyen bir işlem değildir; ona biçim verme ve paylaşılabilir bir dil kurma çabasıdır. Acı harflere dönüştüğünde kaybolmaz, fakat okurun tanıyabileceği bir şekil kazanır. Kalbin böcüü, komik anlatıyla içe çöken hüznün aynı kişide nasıl bir arada bulunduğunu, mizahın gerisindeki ciddi ve hisli sesi açığa çıkaran kişisel bir düzyazı dünyasında araştırır.