
Ostende’den İstanbul’a uzanan tren yolculuğu, Graham Greene’in İstanbul Treni romanında birbirinden farklı amaçlarla yola çıkan insanların kaderlerini aynı dar alanda kesiştirir. Yolcuların her biri 1930’ların kabul gören toplumsal değerlerinin dışında kalır. Antisemit bir Avrupa’da seyahat eden Yahudi bir adam, komünist bir devrimci, yakayı ele vermemesiyle övünen bir hırsız ve katil, cinsel yönelimi yüzünden dışlanan alkolik bir kadın gazeteci ile güzelliğin kadınların değerini belirlediği çağda bu ölçüye uymayan bir revü kızı aynı vagonda buluşur. Başlangıçta ayrı görünen hedefler ve korkular, tren ilerledikçe birbirini etkileyen kararlara dönüşür. Greene akıcı olay örgüsünü gerilim duygusuyla kurarken romanın altında sadakat, insanın kendisine ve başkalarına karşı görevleri ve ülkesine bağlılık gibi ahlaki sorular işler. Irkçılık ile komünizm tartışmaları, karakterlerin soyut fikirlerinden çok karşılaştıkları baskılar ve verdikleri seçimler aracılığıyla belirginleşir. İstanbul Treni, hareket hâlindeki bir mekânı toplumsal dışlanmanın ve kişisel sorumluluğun sınandığı bir sahneye çevirir. Yolcuların yazgıları iç içe geçtikçe kimliklerini saklama, bir başkasına yardım etme ve tehlike karşısında taraf seçme zorunluluğu büyür. Roman, Greene’in sonraki yapıtlarında derinleşecek ahlaki gerilimin erken ve sürükleyici örneklerinden biridir.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş