Jostein Gaarder'in İskambil Kağıtlarının Esrarı romanında Hans Thomas, babasıyla birlikte annesini bulmak için Norveç'ten Yunanistan'a doğru yola çıkar. Yolculuk sırasında eline geçen küçücük bir kitap, görünürdeki güzergâhın içine başka bir hikâye yerleştirir. İskambil kâğıtlarının canlı varlıklara dönüştüğü gizemli ada ile Hans'ın aile arayışı, birbirini açıklayan iki anlatı katmanı hâline gelir.
Kart dünyasının düzeninde her figürün belirlenmiş bir yeri bulunurken Joker bu sistemin dışındadır. Bu karşıtlık, romanın kader, özgürlük ve dünyayı gerçekten görebilme üzerine sorularını taşır. Hans Thomas yol boyunca yalnız annesinin izini sürmez; babasının anlattıkları, küçük kitaptaki olaylar ve karşılaştığı işaretler aracılığıyla kendi varlığına ilişkin düşünmeye başlar. Olağan bir aile yolculuğu böylece masal, bilmece ve felsefi sorgulama arasında genişler.
İskambil Kağıtlarının Esrarı, düşünsel konuları anlatının hareketini kesmeden kuran bir romandır. Gaarder, merak duygusunu yalnız gizemi çözmenin aracı yapmaz; alışılmış şeylere yeniden bakmanın koşulu olarak işler. Gerçek dünya ile kart adası arasındaki bağ çözüldükçe Hans'ın aradığı şeyin bir adres kadar ailesinin ve kendi hikâyesinin anlamı olduğu belirginleşir.