
gayret güzelim gayret biter elbet yağmur sabret

Bir mahallenin gündelik düzeninden toplumsal bir karşılaşma çıkaran Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanı, sakinlerinin inanç, aile ve modernleşme hakkındaki farklı tutumlarını aynı sokakta buluşturur. Bilal ile Feyza arasındaki ilişki, yalnız iki kişinin duygusal yakınlığı olarak kalmaz; yetiştikleri çevrelerin değerleri, görünüşe yüklenen anlamlar ve hayatı kurma biçimleri arasında bir sınava dönüşür. Sokak, komşuluk bağlarının koruyucu yanını da insanların birbirini gözetleyip yargılayabildiği baskıyı da taşır. Karakterlerin seçimleri bu nedenle özel hayat ile kamusal beklenti arasındaki gerilim içinde şekillenir.
Şenler romanın duygusal çizgisini değerler üzerine açık bir tartışmayla birlikte yürütür. İnanç, kıyafet ve aile düzeni gibi konular karakterlerin sözlerinde görünür olsa da asıl ağırlık, bu fikirlerin gündelik ilişkilerde doğurduğu sonuçlara verilir. Huzur Sokağı'nın uzun yıllar boyunca farklı uyarlamalara ve geniş bir okur çevresine ulaşması, romandaki dönüşüm anlatısının Türkiye'deki modernleşme tartışmalarıyla kurduğu bağla ilişkilidir. Eserin tarihsel karşılığı, huzur arzusunu çatışmasız bir sığınak gibi sunmaktan çok, bireysel tercihlerin mahalle ve toplum tarafından nasıl anlamlandırıldığını göstermesinde belirginleşir.
Bookspace topluluğundan 4 gönderi

gayret güzelim gayret biter elbet yağmur sabret

"Papatyaların koparıldıktan sonra koktuklarını biliyor muydun? Garip şey... Bir ölüm, bu kadar güzel kokabilir mi?"

"Peki o halde niçin o gittikten sonra öyle içli içli ağladın? Sevmeyen bir insan, hiç böyle gözyaşı döker mi?"

aşk ne ile yaşar
“Aşk, sadece güzel duygulardan ibaret değildir; aşk, imkansıza karşı sabırla direnmek ve her fırtınada savrulmadan durabilmektir.”
“Papatyaların koparıldıktan sonra koktuklarını biliyor muydun? Garip şey... Bir ölüm, bu kadar güzel kokabilir mi?”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş