
Bir adam bir kadını ne kadar sever diye sorsalar seni, bir kadın bir adamdan ne kadar nefret eder diye sorsalar, hiç şüphesiz kendimi gösterirdim.

Sümeyye Koç'un Hercai romanında yıllar önce yaşanan zamansız bir ölüm, Miran Karaman'ın çocukluğuna öfke ve kin bırakır. Geçmişin yarası büyüdükçe genç adamın merhameti bastırılır; kalbi ile vicdanı, uzun süredir beslediği intikam yemininin altında kalır. Miran, hayatını bu hesabı kapatmaya göre kurar ve başlangıç noktasına, ait olduğu topraklara dönmeye karar verir.
Dönüş, rastlantısal bir ziyaret değildir. Miran planını özenle hazırlamış, yıllardır taşıdığı acıyı dindirebilmek için karşı tarafa zarar vermeyi seçmiştir. Ancak hedefi doğrudan geçmişin sorumluları değil, masum Reyyan Şanoğlu'dur. İntikam arzusu bu noktada başka bir insanın yaşamını araç haline getirir. Miran'ın öfkesi ile içinden bütünüyle söküp atamadığı merhamet arasındaki çatışma, plan ilerledikçe daha tehlikeli hale gelir.
Reyyan'ın bu hesaplaşmanın merkezine çekilmesi, eski bir ölümün yeni yaralar üretip üretmeyeceği sorusunu doğurur. Hercai, aşk ile intikamı karşı karşıya getirirken insanın geçmişten devraldığı acıyla ne yapabileceğini araştırır. Sümeyye Koç, aidiyet, yemin, vicdan ve bağışlama ihtimalini Miran'ın uçuruma yaklaşan kararı üzerinden yoğun bir duygusal gerilimle işler.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Bir adam bir kadını ne kadar sever diye sorsalar seni, bir kadın bir adamdan ne kadar nefret eder diye sorsalar, hiç şüphesiz kendimi gösterirdim.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş