
"Ben bir hiç, fakat ruhum her şey olacak! İçimde ne fırtına, ne fırtına var."

Halide Edib Adıvar'ın Handan romanı, mektuplar aracılığıyla zeki ve eğitimli bir kadının aşk, evlilik ve özgürlük arasında sıkışan iç dünyasını açar. Handan'ın Hüsnü Paşa'yla mutsuz evliliği, Nâzım'la geçmişte kurduğu düşünsel yakınlık ve Refik Cemal'le gelişen duygusal bağ, farklı anlatıcıların bakışlarından görünür olur. Mektup biçimi, yaşananları tek bir otoriter sesle açıklamak yerine kişilerin birbirini nasıl eksik ya da yanlı gördüğünü ortaya çıkarır. Özel hayat bu noktada, dönemin kadınlık ve toplumsal saygınlık beklentileriyle doğrudan kesişir.
Romanın yenilikçi yanı, Handan'ı bir aşk üçgeninin sınırlarını aşarak kendi zihinsel ve duygusal taleplerini anlamaya çalışan bir özne olarak kurmasıdır. İstanbul ile Avrupa arasındaki mekânsal hareket, karakterlerin modernlik, eğitim ve aidiyet hakkındaki çelişkilerini büyütür. Okurun eline ulaşan mektuplar aynı olayın farklı yorumlarını taşıdıkça kesin yargılar yerini psikolojik gerilime bırakır. Handan'ın sesi ile başkalarının onun hakkında kurduğu anlatılar arasındaki açıklık, romanın kadın kimliği ve anlatıcı güvenilirliği üzerine kalıcı sorusunu biçimlendirir. Eserin çoklu mektup düzeni, Handan'ın kendi sözleri ile çevresinin onu tanımlama çabası arasındaki mesafeyi sürekli açık tutar. Bu mesafe, psikolojik çözümlemeyi toplumsal yargının işleyişiyle aynı düzlemde buluşturur.
Bookspace topluluğundan 14 gönderi

"Ben bir hiç, fakat ruhum her şey olacak! İçimde ne fırtına, ne fırtına var."

"Nasıl oluyor da bu kadar sene sonra yeni temaslar ve hatıra yığınları arasından o ölü sesi bütün hususiyeti ile işitiliyordu."

"Muhabbetin anahtarı etraftakilerin anlayacağı ve mukabele edebilecekleri tarzda onları sevmek, onlarla konuşmak değil mi?"

"İzdivaç bir erkekle bir kadını en temiz ve en ebedî bir rabıta ile bağlayan şeydir ve bu mukaddes rabıtaya ihanet eden kadın ve erkek ebediyen mel'undur, mel'un olsun!"

"Ruhumda nasıl iyi olmak kabiliyetleri uyanıyor, bilsen."

"Mesleksiz ve parasız bir adam olduğumdan hayatıma bir arkadaş istemeye kendimde bir hak görmüyorum. Fakat sizi tetkik ettim, gördüm ki siz mesleğe, paraya değil hayata, efkâra, büyük maksatlara arkadaş olacak kızlardansınız."

"Ben ona hislerimi anlatamayacağımı hissettim, sustum. Fakat kalbimde bir şey yıkılmıştı."

Ayrıca şuna da inanıyorum: "En güzel şafak, hep en sert fırtınadan sonra sökendir.''

"Bilmek, daima bilmek, yalnız kitaplarda değil, tabiatta, insanlarda her şeyi, görünmez şeyleri bilip anlamak..."

"Bu kadar bulutsuz bir saadet başlangıcı, bu hiç kimsede, hiç kimsede olmamıştır."

"Hayatımda ancak birbirini takip eden güneşli, mesut günler var, bir de bu günlerin saadetini, güneşini yapan Refik Cemal."

"İçimde büyük, fakat insanlığı eksik bir şey var!"

"Tahsili bitirmek bir kız için ne demek? Birkaç lisan biliyor, artık kâtip olacak değil ya! Hele bu yaşta kendinin koca düşünmemesi pek acayip; vakti çarçabuk geçecek, yirmi yaşında evlenilir mi hiç? Ben on dördümde evlendim, büyükannen on ikisinde. Zavallı anneciğim benden altı ay büyük evlendi idi."

"Hayatın meğer pek siyah, pek yaman, pek korkunç bir siması varmış."
“Bazı duygular, insanın üzerine çöken bir gölge gibidir; kaçtıkça büyür, yüzleştikçe anlam kazanır.”
“Dinle. Sende öteden beri bir fikrisabit var. İzdivaçları, aşkları, rabıtaları ebedi zannediyorsun.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş