
“he has, agnes sees, done what any father would wish to do, to exchange his child’s suffering for his own, to take his place, to offer himself up in his child’s stead so that the boy might live.”

Maggie O'Farrell'ın Hamnet'i, Shakespeare ailesinin kayıtlı tarihindeki birkaç olgudan yola çıkarak Agnes ile çocuklarının çevresinde kurulan tarihsel bir romandır. Stratford'da bitkiler ve şifalı karışımlarla ilgilenen Agnes, genç bir Latin öğretmeniyle evlenir; kocası tiyatro dünyasında çalışmak için Londra'ya giderken ev ve çocukların gündelik hayatı büyük ölçüde ona kalır.
1596'da ikizlerden Judith ağır biçimde hastalanır. Kardeşi Hamnet yardım ararken evin içindeki telaş, hastalığın farklı coğrafyalardan İngiltere'ye uzanan hayali yolculuğuyla birleşir. Roman, bilinen sonucu bir sürpriz gibi saklamak yerine ailenin kayıp öncesi bağlarını ve kayıptan sonra değişen sessizliğini öne çıkarır. Agnes'in sezgileri, çocukların birbirine bağlılığı ve uzakta çalışan babanın yokluğu aynı yasın farklı yüzlerini oluşturur.
O'Farrell, ünlü oyun yazarını merkeze yerleştirmek yerine tarih kayıtlarında daha az görünenlerin deneyimini büyütür. Hamnet'in ölümü ile yıllar sonra sahnelenen Hamlet arasındaki yankı, biyografik kesinlik iddiası değil, sanatın kaybı nasıl başka bir biçime dönüştürebileceğine dair romanın temel hayalidir. Ev içindeki dokular ve gündelik emek, tarihsel boşlukları somut ayrıntılarla doldurur.
Bookspace topluluğundan 12 gönderi

“he has, agnes sees, done what any father would wish to do, to exchange his child’s suffering for his own, to take his place, to offer himself up in his child’s stead so that the boy might live.”

cok guzeldi film 😪

Yas, sevginin başka bir biçimidir.

hamnet izleyen var mı? nasıldı¿

Ormandaki dallar öyle yoğun ki yağmuru hissedemiyorsun.

"Birini kaybettiğinizde, dünyanın da sizinle birlikte duracağını sanırsınız; oysa hayatın en zalim yanı, güneşin ertesi sabah yine doğması ve kuşların şarkı söylemeye devam etmesidir."

Agnes gün boyu ve sabaha kadar ağlamanın mümkün olduğunu görüyor. Ağlamanın farklı farklı türleri olduğunu görüyor: gözlerden ansızın boşanan yaşlar, derinden gelen, iskence gibi hıçkırıklar, dur durak bilmeksizin sessizce akan yaşlar...

Onun gibisini tanımamışsındır. Insanlara ne diyeceği umurunda bile değil, kendi bildiğinden şaşmıyor. Birine bakıp ruhunun en derinliklerini görebiliyor. Içinde bir nebze kötülük yok. Insan olduğundan farklı göründüğü ya da olması gerektiği gibi olduğu için değil, olduğu gibi seviyor. Bunlar az bulunur özellikler değil mi?

“Birinin yokluğu, varlığından daha büyük olabilir.”

Geçmişe dönebilse, her şeyi değiştirirdi.

Sessizliğin büyük bir güç olabileceğini öğrenmiş.

Ben gidiyorum, ama sen daha buradasın; … biraz daha katlan bu kötü dünyamıza, benim hikayemi anlatmak için.
“seni özledim, çok özledim.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş