Elizabeth Harrower'ın Gözetleme Kulesi romanı, babalarının ölümünden sonra güvencesiz kalan Laura ve Clare kardeşlerin hayatına odaklanır. Sorumsuz anneleriyle geçirdikleri dönemin ardından Laura, hem kendisi hem de kız kardeşi için bir çıkış bulduğunu düşünerek Felix'le evlenir. Başlangıçta koruyucu görünen bu düzen, Felix'in denetleyici ve saldırgan davranışları belirginleştikçe kapalı bir psikolojik baskı ortamına dönüşür.
Laura, evliliğin yükü altında kendi isteklerinden giderek uzaklaşırken Clare, ablasını kuşatan korkuyu ve eylemsizliği dışarıdan görmeye çalışır. Felix'in değişken ruh hali, iki kardeşin günlük kararlarını bile güvensiz hâle getirir; ev, korunma sağlayan bir mekân olmaktan çıkarak sürekli tetikte yaşanan bir alana dönüşür. Romanın temel gerilimi, baskının açıkça fark edildiği hâlde neden kolayca terk edilemediği sorusunda yoğunlaşır.
Harrower fiziksel olaylardan çok karakterlerin zihinsel daralmasını, bağımlılıklarını ve birbirlerine karşı geliştirdikleri savunma biçimlerini inceler. Gösterişsiz anlatım, psikolojik şiddetin bir anda değil, küçük tavizler ve korkular üzerinden yerleşmesini görünür kılar. Eser, yıkıcı bir evlilikten hareketle insanın çıkışsız sandığı koşullara nasıl bağlandığını araştıran güçlü bir modern roman olarak öne çıkar. Karanlık atmosferine rağmen eylemsizliği kırma ihtimalini bütünüyle kapatmaz.