Salman Rushdie'nin Floransa Büyücüsü romanı, Babür İmparatorluğu ile Rönesans Floransa'sı arasında uzanan tarihsel ve masalsı bir yolculuk kurar. Çok sayıda anlatıcı, gezgin ve serüvenci hikâyeyi farklı yönlerden aktarır. Osmanlılar, Moğollar ve Babür dünyasına ilişkin göndermeler, İtalya'nın saray kültürüyle aynı anlatıda buluşur. Rushdie'nin yıllar süren okuma ve araştırmasına dayanan tarihsel malzeme, kronolojik bir döküm yerine efsane ve hayal gücüyle yeniden biçimlenir.
Anlatının merkezindeki güzel Floransa Büyücüsü, erkeklerin belirlediği bir dünyada kendi yazgısına egemen olmak isteyen bir kadındır. Güzelliği ve cinselliği başkalarının ona biçtiği rolün parçası olsa da bunları kendi iradesiyle yönlendirmeye çalışır. Kaderine hükmetme çabası yalnız kişisel yaşamını değiştirmez; hükümdarların kararlarını ve toplumların yönünü de etkiler. Erkeklerin arzu ve iktidar düzenini kendi amaçları için kullanması, onu pasif bir efsane kişisinden siyasi bir özneye dönüştürür.
Büyücünün izleri, en parlak dönemlerini yaşayan Babür payitahtı ile Floransa'da dönüm noktaları yaratır. Kader, güzellik, savaş, tılsım ve sadakat, anlatının iki coğrafyasını birbirine bağlar. Gezginlerin aktardığı hikâyeler, gerçeğin anlatıcıya ve dinleyene göre biçim değiştirebildiğini gösterir. İki saray dünyası, birbirini hayal ederek kendi sınırlarını yeniden tanımlar. Rönesans İtalya'sının saraylarından Hindistan'ın uzak kıyılarına uzanan hareket, tarihin masal ve arzu tarafından nasıl yeniden anlatılabildiğini gösterir.