Guillermo Rosales'in Felaketzedeler Evi romanında William Figueras, Küba'dan Miami'ye gelmiş sürgün bir yazardır. Halası onu göçmenlerin çoğunlukta olduğu bir bakımevine yerleştirir. William burada sığınak yerine, aileleri tarafından terk edilmiş yaşlıların ve ruhsal sorunlar yaşayan insanların gözden uzak tutulduğu kapalı bir dünya bulur. Amerikan rüyası, onun deneyiminde vaat edilen yükselişin karanlık bir tersine dönüşüne benzer.
Bakımevinin sakinleri farklı kişisel yıkımların bir araya gelmiş görüntüsünü oluşturur. William, burayı yaşayacağı bir yerden çok mezarı olarak görür; dış dünyaya, kuruma ve kendi geleceğine karşı umudunu yitirmiştir. Yanındaki İngiliz şairlerin kitabı, geçmiş yaşamıyla bağ kurduğu az sayıdaki şeyden biridir. Kurumun yoksulluğu ve yalnızlığı, sürgünlüğün yarattığı kopuşu daha da ağırlaştırır. Bakımevinin toplumsal görünmezliği, dışarıdaki kazananlarla içeride unutulanlar arasındaki sert ve acımasız ayrımı açığa çıkarır.
William'ın kendisi gibi bir felaketzede olan Francis'le tanışması bu durağanlığı değiştirir. İçindeki boşlukta küçük bir umut filizlenir; yeniden hayal kurmaya, plan yapmaya ve Beatles şarkıları mırıldanmaya başlar. Anlatı, bu kırılgan canlanmayı romantikleştirmeden, insanın en kapalı koşullarda bile başka biriyle kurduğu bağ sayesinde geleceği yeniden düşünebilme ihtimalini araştırır. Umut, burada kesin bir kurtuluştan çok yaşama yönelen ilk küçük harekettir.