
Bizi mutlu ya da mutsuz kılan olaylar değil, onları algılama biçimimizdir.

Yillarin eskitemedigi muhtesem kitap ALAMUT artik Koridor Yayincilikta. Hasan Sabbah'in, Alamut Kalesinin, fedailerin ve cennet bahcelerinin hikayesi. Bir tarafta Hasan Sabbah'in yeryuzu cennetiyle yeni tanisan guzel koleler, diger tarafta onun en guvenilir savascilari olan fedailer. Sabbah'in yarattigi cennetin icinde gozleri acildiginda hepsinin hayati hic umulmadik bir sekilde degisir. Hikaye 11. yuzyil Iraninda, kendini peygamber ilan eden Hasan Sabbah'in, secilmis bir grup insani intihar suikastcisina donusturerek bolgede hakimiyet kurmak icin cilginca ve ayni zamanda zekice bir plan tasarladigi Alamut Kalesinde gecmektedir. Guzel kadinlarin, yemyesil bahcelerin, sarap ve hashasin goz boyadigi sanal bir cennet yaratan Sabbah, genc savascilarini emirlerine uyduklari takdirde bu cennete gidebileceklerine inandirir. Kendilerini onun yoluna adayan, olmeyi de oldurmeyi de goze almis olan bu kucuk orduyla hukumdar sinifina gozdagi verebilecegini dusunur. Sabbah kendi deyimiyle insanlari
Bookspace topluluğundan 35 gönderi

Bizi mutlu ya da mutsuz kılan olaylar değil, onları algılama biçimimizdir.

Zor ama susmak zorundayım..

Artık başkaları için ölmüş olacak ama kendim için yaşamayı sürdüreceğim.

Senin bu kara cahilliğin yüzünden ölüyorum.

Her şeyi anlamanın acısı öyle katlanılmazdı ki!

"Hayat çok kısa ve öğrenecek de çok şey var!!!"

Çok konuşuyor, çok çalışıyor, çok gülüyor çok da ağlıyorlar. Ama pek fazla düşünmüyorlar.

Kör bir insan için rengarenk çiçeklerle dolu bir bahçenin ne anlamı vardır? Bülbül şakımaları sağırlara bir şey ifade eder mi ?

Esasen her türlü tarikat, mensuplarını aldatma üstüne kurulur. Bilinç seviyesi ne kadar düşerse, fanatiklik de o ölçüde artar.

İleri gelenlerin gerçeği kitlelerden bilinçli olarak sakladıkları kanaatine ulaştım. Bencilce sebepler uğruna halkın cahil kalmasını arzu ediyorlardı.

Hasan Sabbah’ın Arzusu Kainat benim için artık bomboş bir haritadan ibaretti. Ve bu haritanın ortasında küçücük bır leke vardı. Gezegenimiz. Bu lekenin üzerinde de küçücük bir sıyah nokta bulunuyordu. Ben. Bildiğim tek şey oydu. Harıtanın geri kalan beyaz kısmından feragat ettim. Artık bu küçük lekeyi araştırmalı, boyutlarını kavramalı.. sonra hükmedecek güce kavuşmak için çabalamalı diye düşündüm. Amaçlarım, arzularım doğrultusunda hükmetmeliydim ona. Ama yalnızca bu küçük noktaya. Yoksa Allah'la boy ölçüşmeye kalkan birinin dibi boylayacağının bilincindeydim." "Seni şimdi anlıyorum İbni Sabbah," diye bağırdı yarı şakacı bir tonlamayla. "Allah cennette neyse sen de burada o olmak istiyorsun." "Çok şükür! Nihayet zihnin biraz olsun aydınlanabildi," diye güldü Hasan. "Tam da zamanında oldu bu. Yoksa mirasımı size bıraktığım için üzülmeye başlayacaktım."

“Kadın düşünmeye başladı mı tehlikeli olur.”

Gözleri bu derece mi kördü? Allah'ım! Allah'ım! Bir dini liderin, binlerce insanın adalet ve hakikatin temsilcisi olarak kabul edip kendilerini adadığı mübarek bir zatın aslında böylesine büyük bir sahtekar olduğunu nereden bilebilirdi ki? Soğukkanlı, her hareketini inceden inceleye tasarlayarak yapan bir sahtekar!

Peygamberin doğduğu topraklardan gelenleri bir dilenci bile olsalar kendinizden üstün tutuyorsunuz.

Sönmüş meşale bir daha yanmaz. Solmuş lale bir daha tomurcuklanmaz.
"Korkaklar bin kere, cesurlarsa bir kere ölür," dedi Cafer.

Hasan Sabbah, asıl hedefi olan Nizamülmülk'ten intikam almak için en gözde fedaisi İbn Tahir'i (Avni) görevlendirir. Tahir, büyük bir fedai olarak yetiştirilmiştir ve bu görev onun için büyük bir onurdur. Nizamülmülk'e, ünlü alim Gazali'den gelmiş gibi görünen bir mektupla yaklaşır ve zehirli bir hançerle onu öldürür.

"Bilge birinin dediği gibi hayat çok kısa ve öğrenecek de çok şey var..."
"Korkaklar bin kere, cesurlarsa bir kere ölür,"

Biliyoruz ki ancak zerre kadar bir bilginin efendisiyiz. Kalan sonsuz büyüklükteki bilinmezliğin ise kölesiyiz.
Hiçbir şey gerçek değil,her şey mübah...
Çölde açlıktan ölmekte olan bir çakal kafesteki karnı tıka basa tok bir aslandan daha mutludur.

Esasen her türlü tarikat, mensuplarını aldatma üstüne kurulur. İnsanların idrak kabiliyetleri farklı farklıdır. Onları idare etmek isteyen biri bu kabiliyetlerin sınırlarını tespit ederek dikkate almaya mecburdur. Kalabalıklar peygamberlerden mucize istediler. İtibar sağlayabilmek için peygamberler kendilerinden istenileni yapmak zorundaydılar. Bilinç seviyesi ne kadar düşerse fanatiklik de o ölçüde artar. Kısacası ben insanlığı iki temel gruba ayırırım. Birinci grupta neyin ne olduğunu bilen bir avuç insan vardır. Diger gruptaysa hiçbir şeyin farkında olmayan kitleler. Birinci grup liderlik etmek ikinci grupsa onları izlemekle yükümlüdür. Birinci gruptakiler anne babalara ikinci gruptakiler de çocuklara benzer. İlki hakikate asla ulaşılamayacağını bilir. İkinciyse ellerini uzatarak hakikate koştuğunu sanır. Bu durumda ilk gruptakilerin diğerlerinin zihinlerini masallarla hayal ürünü hikâyelerle doldurmaktan başka çaresi var mıdır? Yalan söyleyip kandırmaktan başka ne gelir elinden?

Kadın düşünmeye başladı mı tehlikeli olur.
“Biliyoruz ki ancak zerre kadar bir bilginin efendisiyiz. Kalan sonsuz büyüklükteki bilinmezliğinse kölesiyiz.”
“Kederden kaçıp, mutluluğun ve refahın peşinden koşmak yegane insani hedeftir...”
“Kalabalıklar içinde yalnız olmak, en derin yalnızlıktır…”
“Şu dünyada cennete gidip döndüklerini düşünen fedailerden daha mutlu insan var mıdır? Gerçekten düşünün bunu! Onların yerinde olmak için neler vermezdim! Keşke bir kere, sadece bir kere Cennet zevklerini gerçekten…”
“Ateşi yakalamak onun fıtratında var..”
“Kitleler hep böyle davranmayı yeğlemiştir zaten. Belirsizlikten korkar, kendilerine anlatılan en saçma sapan şeylere dahi hakikat tutunacak bir dal sunmadığı için büyük kalpleriyle iman ederler... Zaten bu yüzden zeki…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş