
Fadik koca dünyada yapayalnız, sığınacak bir kucak arıyordu; ama her kapı yüzüne bir başka hüzünle kapanıyordu

Dilek Uzcan’ın Fadik romanı, dünyaya genç bir kahramanın hayal gücü ve gündelik yaşamı içinden bakar. Kentin sabah serinliği, öğle sıcağı ve gece ayazı, anlatının duygu tonunu belirleyen canlı ayrıntılara dönüşür. Kahramanın öbür mahalleyi düşünmesi ve düşünde onun eğri yollarında koşması, yaşadığı çevre ile ulaşmak istediği yer arasındaki mesafeyi hayal dünyasında aşmasına imkân verir.
Mezarlığın gerisindeki ışığın Akarbaşı yoluna dökülmesi, suyun üzerinde oynayan çizgiler ve aralarından süzülen insanlar, gözlemin imgelerle birleştiği atmosferi kurar. İnsanların yüzlerindeki yoksul sessizlik, mahallenin toplumsal koşullarını doğrudan açıklamak yerine sahnelerin içine yerleştirir. Gündelik hayatın sıcaklığı ile acımasız ve ders veren yanları bu bakışta bir arada bulunur.
İlk baskı, Uzcan üniversitede okurken yapılmış; anlatı yıllar sonra üçleme biçiminde yeniden okurla buluşmuştur. Sarsıcı etki, kelimeleri işleyen bir üslupla ve yoğun duygularla desteklenir. Genç kahramanın gördükleri, yalnız kişisel bir büyüme alanı değil, çevresindeki insanların sessizliği ve kentin değişen yüzü için de bir gözlem noktası oluşturur. Roman, özlem duygusunu hayal, yoksulluk ve gündelik yaşam ayrıntılarıyla örülen bir mahalle hikâyesinde toplar.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

Fadik koca dünyada yapayalnız, sığınacak bir kucak arıyordu; ama her kapı yüzüne bir başka hüzünle kapanıyordu

İnsanın kalbi bir kere kırıldı mı, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmazmış.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş