
“Ah bu eksiklik duygusu.. İnsan değilim sanki bir denklemim.”

Suat ile Süreyya'nın evliliği, İstanbul'un sayfiye hayatında dışarıdan sakin ve uyumlu görünür. Mehmet Rauf'un Eylül romanında bu düzen, Süreyya'nın yakın dostu Necip'in eve sık sık gelmesiyle duygusal bir sınava dönüşür. Suat ile Necip arasında müzik, sessizlikler ve küçük jestler üzerinden gelişen yakınlık, ikisinin de açıkça dile getiremediği bir aşka doğru ilerler. Süreyya'nın rahatlığı ve çevresindekilerin gündelik meşguliyetleri, iç dünyalarda büyüyen gerilimle keskin bir karşıtlık oluşturur.
Mehmet Rauf olayların dış hareketinden çok karakterlerin tereddütlerine, vicdan hesaplarına ve bastırılmış arzularına odaklanır. Mevsimin değişimi, Boğaziçi manzaraları ve evin odaları ruh hâllerini yansıtan bir atmosfer kurar. Suat evliliğe bağlılık ile anlaşılma isteği arasında sıkışırken Necip dostluğun sınırını aşan duygularıyla mücadele eder. Anlatıcı, karakterleri basit bir ihanet şemasına yerleştirmek yerine onların kendi davranışlarını nasıl yorumladığını ayrıntılı biçimde izler. Eylül, Türk edebiyatında psikolojik romanın erken ve etkili örneklerinden biridir; aşkın söze dökülmeden de gündelik hayatı nasıl değiştirebildiğini, ahlaki sorumluluk ile kişisel mutluluk arasındaki çatışmayı incelikli bir iç çözümlemeyle ele alır.
Bookspace topluluğundan 23 gönderi

“Ah bu eksiklik duygusu.. İnsan değilim sanki bir denklemim.”

'Bir an oldu kendi de baktı ,bu iki varlık karşı karşıya gelince oradakilerin hepsinden çok ,birbirine yakın olan ruhlarının çırpınmalarını hisseder gibi oldular.'

'Bu bir çeşit aşk oluyordu,hiçbir zaman ne tamamen güven , ne tamamen şüphe olmayan ve asıl cazibesini bu belirsizlikten alan bir aşk ,gölgelerin ve renklerin yarı hakim olmasıyla beliren bir aşk ,benzersiz ,cana can katan ,masum bir aşk oldu. '

“Sende bir şey var, öyle bir şey ki hiçbirinde rastlamıyorum... Öyle bir şey ki işte bütün endişelerim senin yanında yok oluyor.”

'Bu gözler ,ah bu gözler...Bunlara bir renk vermek mümkün müydü?O kadar süre bakamıyordu ki rengini belirleyebilsin ,bakmak mümkün değildi ,hele hele bakışları karşılaşırsa...'

'Fakat onun gözlerinin siyah, siyah ve kederli bakışlarında ruhunu eriterek cezbeden bir güzellik,onu bir saniyede sersem ve bitap bırakan bir büyü vardı ki hatta buna karşı koyamamaktan bile acı verici bir haz duyuyordu.'

Aşkı tutarken sıkı sıkı sarılma, tıpkı sonbahar yapraklarını koparmamak gibi, yaprak gibi süzül, rüzgarın götürdüğü yere git, bırak kendini akışına , bırak ki;ruhunda izi kalsın.

"Sadece bir mevsimlik, işte onun güzellik ve cazibesinin tesiri..."

'"O olmasaydı demek ben de herkes gibi olacaktım; bilmeyecektim ,aşk ve saadet nedir,bundan habersiz kalacaktım" diyordu.'

'Onun en manasız şeylerine bile özel tutkusu vardı.Onun bir düğmesi için kalbinde zaaflar,bağlar buluyor,şömizyesinin kıvrımları ,dikişlerin nezaketi ,kolundaki küçük düğmeler ,nihayet bütün bu değersiz şeyler için onda başka bir cazibe yükseliyor ,hepsine ayrı ayrı aşık oluyordu.'

'onu sevmek üzere doğmuş olduğuna ,artık bunun büyük bir heves değil ,yaratılış sırrı ,bir varlık mumması sonucu olduğuna inanıyordu.'

'Asıl mesele onun gibi bir kadın bulmaktı.Tereddüt ediyordu,"Nasıl bu mümkün olur mu acaba?"Onun gibi biri ,kendi şüphelerini,hala tedavi edilemeyen yaralarını ipek elleriyle saracak ,onları iyi edecek ,masum ve sakin bir hayat içinde güzel kokular yayacak bir kadın?'

sevebileceğiniz birine öyle kolayca rastlayamazsınız.

Uzaklığı yenince hep aynı yerde,zamanı yenince hep aynı ânın içindeyiz...📚

“Sustular; rüzgârın sadece öperek geçtiği sakin dalgaların çakıllar arasındaki oyuklardan çıkardığı sesle uyuşturucu bir hışıltı oluyor, bu ses, denizin parıldamasından çıkıyor zannedilecek kadar o parıltılarla uyuşuyordu.”

🔹“İyilikten kim anlamış!” 🔹“Bütün kabahat daima aynı hayatı sürdürmekte…” 🔹“İnsana kuru hayalden iyi arkadaş mı olur?” 🔹"Nedir bu insanın içten içe çürüyüşü..." 🔹"İnsan eminim zannettiği şeylerde o kadar yanılır ki..."

ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınları gördüğüm zaman anlıyorum. (at yalanı yazar biraz sallamış.)

Ah insanlar, şu insan kalbi...Yüz bin manalı bir muamma..İçinden çıkmak mümkün değil...

aşk

Başladı.

Sonra birden korktu; nasıl bir çıkmaza girdiğini, bunun bir cinayet olduğunu gördü. "Son günlerde çok meşgul oldum... Onun etkisi... Geçer!" demekle birlikte, yine bunun ne kadar önemli olduğunu inkâr edemiyordu. Fakat bu düşüncesinin elinde o kadar esir ve yorgundu ki, bu zevkinden yoksun kalmaya dayanamıyordu. Bunda onu mest edip iradesini bayıltan bir çekicilik, bir mutluluk vardı.

Başını salladı, “Ve bana evlen diyorlar!” diye güldü..

ilk psikolojik roman
“Layık olan mesut olur. Evet dedi,layık olan mesut olur yahut Goethe'nin dediği gibi - layık olan kazanır ve kazanamayan layık değildir-”
“Evet," dedi, " layık olan mutlu olur yahut Goethe'nin dediği gibi, layık olan kazanır ve kazanamayan layık değildir.”
“Necip bu küçük mahremiyet-i aile meclisinde nim dalgın,derin bir acı ile kendi kendine; -evet insanın bir karısı olup da onu sade ismi ile çağırmak saadeti- diye teessüf ediyordu”
“Bahusus şimdi bana öyle geliyor ki ben dünyada senden başka hangi kadını alsaydım hiçbirisiyle senin gibi olamayacaktım. Senin gibi böyle samimi. Ruhuma kadar böyle, canıma kadar samimi”
“tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”
“Hayatta aşka galip gelecek hiçbir şey bulunmuyordu. İnsanlığın hissiyat ve meyillerinin en yücesi, en seçkini oydu ve bütün öbürleri onun karşısında sadece susmak ve eğilmek zorundaydı.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş