
İnsanın ruhu vücudunun en bitkin parçası. Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için hayat sonu olmayan bir yolmuş gibi geliyor bize.

Paul Bowles'un Esirgeyen Gökyüzü romanında Kit ve Port Moresby, New York'un aydın çevresinden uzaklaşarak Kuzey Afrika'ya gider. Amerikalı çift, bu yolculuğu sorunlu evliliklerini onarmak ve alıştıkları hayatın dışına çıkmak için bir fırsat olarak görür. Başlangıçta bölgenin görkemli coğrafyası ikisini de etkiler; ancak bilinmeyen çevrenin çekimi kısa sürede yalnızlık ve tehlike duygusuyla iç içe geçer.
Yol ilerledikçe Kit ile Port arasındaki duygusal mesafe büyür. Çift, yabancı bir dünyada hareket ederken birbirlerinden uzaklaşır; daha önce bağlı oldukları değerler ve inançlarla bağları da zayıflar. Seyahat, evlilik sorunlarından kaçış sağlamadığı gibi bu sorunları daha görünür hâle getirir. Çölün genişliği ve hareket hâlindeki yaşam, karakterlerin denetim duygusunu aşındırır; aralarındaki uçurum onları hem ilişkilerini hem de hayatlarını kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya bırakır.
Bowles'un ilk romanı olan Esirgeyen Gökyüzü, Batılı gezginlerin Kuzey Afrika'yla karşılaşmasını romantik bir dekor olarak kullanmaz. Yol hikâyesi, kültürel yabancılık, kırılgan kimlik ve medeniyet fikrinin sınırları üzerine tekinsiz bir sorgulamaya dönüşür. Kit ile Port'un giderek çözülen bağı, coğrafyanın sertliğiyle birleşerek modern insanın kendinden kaçma arzusunun trajik sonuçlarını araştırır.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

İnsanın ruhu vücudunun en bitkin parçası. Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için hayat sonu olmayan bir yolmuş gibi geliyor bize.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş