Cahilliği yok edecek ilaç bilim değil mi? Evet, bilim. İşte o da kitapların içindedir. Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz. Karanlığı okuyup öğrenmekle, kafayı ışıklandırmakla yenebiliriz.

Fakir Baykurt'un Eşekli Kütüphaneci romanı, Yunanistan'ın Larisa kentinden Kapadokya'ya gelen Dimitrios Katsikas'ın ailesinin geçmişini aramasıyla başlar. Dimitrios burada Aziz Güzelgöz'le tanışır; bu dostluk onu, eşeklerle köylere kitap taşıdığı için Eşekli Kütüphaneci diye anılan Mustafa Güzelgöz'ün hikâyesine götürür. Kişisel bir kök arayışı böylece göçün bıraktığı izlerle, Ürgüp çevresindeki kültür ve eğitim mücadelesiyle birleşir. Dimitrios'un yolculuğu, aile hafızasını araştırırken başka bir toplumun yakın tarihine kulak verme sürecine dönüşür.
Baykurt, gerçek bir yaşam öyküsünden hareket ederken romanı biyografik bir portreyle sınırlamaz. Dimitrios ile Aziz'in kurduğu bağ, Türk ve Yunan toplumları arasındaki tarihsel kırılmaların karşısına gündelik merakı, konukseverliği ve ortak hafızayı çıkarır. Mustafa Güzelgöz'ün gezici kütüphane çalışması ise kitabı salt geçmiş anlatısı olmaktan çıkarıp bilginin merkezin dışına nasıl taşınabileceğine dair somut bir toplumsal örneğe dönüştürür. Bu hareketli hizmet, kitap erişimini yerleşik bir bina yerine köylere uzanan dolaşım ağı olarak kurar. Kitapların köylere ulaşması, kültür hizmetinin kurum binalarından bağımsız olarak insan ilişkileriyle kurulabileceğini gösterir. Eşekli Kütüphaneci'nin kalıcı önemi, eğitim emeği ile iki toplum arasında kurulabilecek güveni aynı hikâyede buluşturmasındadır.
Bookspace topluluğundan 11 gönderi
Cahilliği yok edecek ilaç bilim değil mi? Evet, bilim. İşte o da kitapların içindedir. Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz. Karanlığı okuyup öğrenmekle, kafayı ışıklandırmakla yenebiliriz.
Gemi gelir yanaşır İçi dolu çamaşır Benim yârim çok güzel Gören gözler kamaşır

İşin içine bir araç olarak dini de kattılar. Halkın karanlıkta kalmasını isteyenler, araç olarak dini her zaman, her işe kattılar.
"İnce mince, ben de bir kişiyim. İnsan yükü ağırdır."
İşin içine bir araç olarak dini de kattılar. Halkın karanlıkta kalmasını isteyenler, araç olarak dini her zaman, her işe kattılar.
'Gönül dediğin bir sırça saraydır. Bir kez kırıldı mı, yapılmaz artık!'
Gerçi hiçbir müfettişten, hiçbir kovuşturmadan korkum yok. Soğan yemedim ki, ağzım koksun? Niçin korkacağım?
"Köylere kitap götürmek, çöle su götürmek gibidir"
...kutsal olan savaş değil, barıştır.

Nefise hizmetten insanlığa hizmete geçişi güzel anlatmış. Başta kendine özel sandalye, kendine hürmet sebepli arzusu ile çıktığı yolda ilerlerken olduğu yere tutunup orada kök salan gelişime dönüşme katkı sağlayan Mustafa Amcanın hikayesi gerçek. Anadolu misafirperverliğininde üstünde çok guzel durmus akıcı, güzel bir kitaptı.
'Az söz er yükü, çok söz eşek yüküdür'
“Sık sık Fatih'in ünlü sözünü düşünüyorum.Bir şehir kurmanın olmazsa olmaz üç yapısı vardır: Kitaplık, kanalizasyon, hamam!”
“Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz. Karanlığı okuyup öğrenmekle, kafayı ışıklandırmakla yenebiliriz.”
“Kara saçın Örmezler Seni bana vermezler Gel bu gece kaçalım Ay karanlık görmezler”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş