
Rüzgarın estiği falan yoktu ama ben, bir fırtınanın içinde savrulduğumu hissediyordum.

Senem Tekinkoca'nın Dört Duvar Eflatun romanı, insan, hayvan ve doğaya duyarsız bir dünyadan başka bir yaşam ihtimaline sığınma arzusunu fantastik bir kurgu içinde ele alır. Sitare, ailesine ait bir kasadan çıkan mektubun izini sürerken Eflatun adlı gizli bir yeraltı köyüne ulaşır. Eski bir madenin içinde kurulan bu yer, alışılmış dünyanın zaman ve mekân kurallarından uzaktır.
Eflatun'da saatler kullanılmaz; zamanın akışı belirsiz, kapılar gizli ve sığınak penceresizdir. Köyde yaşayanlar, Sitare'nin kendisine ait sırrı bulabilmesi için her karşılaşmada yeni bir işaret bırakır. Asaf Zoher, Züleyha, Ragıp Efendi, Bedâhşan ve Tahir'in yeraltındaki hayatları, genç kadının araştırmasını farklı yönlere çeker. Sitare başkalarının hikâyelerini izledikçe kendi geçmişindeki boşluklara yaklaşır.
Mektupla başlayan yolculuk, yalnızca aile sırrının peşinde bir arayış değildir. Eflatun, dışarıdaki dünyanın çaresizlik ve tahammülsüzlüğüne karşı kurulmuş alternatif bir yaşam alanı olarak belirir. Sitare'nin bulduğu hatıralar, kimliğini ve kaderini yeniden düşünmesini gerektirir. Fantastik anlatı; aidiyet, hafıza ve yeniden doğuş temalarını yeraltındaki kapalı mekânın gizemiyle birleştirerek geçmişin izlerinden yeni bir hayat kurulup kurulamayacağını sorgular.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Rüzgarın estiği falan yoktu ama ben, bir fırtınanın içinde savrulduğumu hissediyordum.
“Gösteriş, içi boş olan şeyler. İçindeki şey ne kadar boşsa, onu gizlemek için insan dışa o kadar şaşaa ekler.”
“kendimden çok uzakta bir yerdeyim. Kendimi bir yere saklamış, sonra nerde olduğumu unutmuş gibi...”
“Rüzgarın estiği falan yoktu ama ben, bir fırtınanın içinde savrulduğumu hissediyordum.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş