
Yiğit Okur'un Deniz Taşları romanı, imparatorluktan Cumhuriyet'e kalan bir konağı, varlıklı bir çevrenin aşklarını, çatışmalarını ve tarih karşısındaki değişimini bir arada taşıyan merkezî mekâna dönüştürür. Konağın sahipleri ve çevresindeki kişiler arasındaki çekişmeler, çalkantılı bir aşk öyküsüyle kesişirken aile hafızası özel hayatın sınırlarını aşar. İstanbul'un toplumsal dokusundaki kırılmalar, özellikle 6-7 Eylül olaylarının bıraktığı izlerle birlikte anlatının tarihsel zeminini derinleştirir.
Romanın çok kişili yapısı, tek bir kahramanın doğrusal serüveninden çok, aynı mekânda birbirine değen hayatların oluşturduğu geniş bir desen kurar. Okur'un yüksek tonlu mizahı, burjuva alışkanlıklarını ve kişilerin kendileriyle başkaları arasındaki iktidar mücadelelerini açığa çıkarırken hüzün, geçmişin geri döndürülemez kayıplarında belirir. Deniz Taşları, konağı yalnız dekor olarak kullanmaz; kuşakların arzularını, sınıfsal konumlarını ve birbirlerine bıraktıkları yükleri saklayan canlı bir bellek gibi işler. Görsel ayrıntılara yaslanan hızlı anlatım, kişisel aşk hikâyesi ile yakın tarihin baskısını aynı kadrajda tutarak eserin çok katmanlı yapısını belirginleştirir. Sonunda özel mülkiyetin güvenli görünen duvarları, toplumsal şiddetin ve unutmanın dışarıda bırakılamadığı bir hafıza alanına dönüşür.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
“Yaşam üç perdelik bir oyundu. Zamanlar mekanlar değişken olsa da oyuncular sürekli değişse de ayrıntılar bir yana metin değişmezdi.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş