Ah, zavallı bizler , zavallı insan kalpleri!.. Hor ve küçük görmenin bile aşkı öldürmemesi ne kötü şey!..

Bu değirmene ilk geldiğimin ertesi günü beni görmeye gelen eski tanıdık Francet’ten dinledim bu hikayeyi. Öykü beni öylesine etkiledi ki, hemencecik sizlere anlatayım dedim. Olay, yirmi yıl önce bizim değirmende meydana gelmişti. Buralar önceden böyle ıssız ve sessiz değildi. Değirmenler harıl harıl çalışırdı. Kilometrelerce öteden, çiftliklerden, köylerden bize öğütülmek için buğday getirirlerdi. Yöredeki tepeler yel değirmenleriyle doluydu. Sağda solda, yol boyunca çuval yüklü eşek ve katırlara rastlanırdı. Haftalarca kanat gıcırtısını ve köylülerin hayvanlarına seslenişlerini dinlerdik. Bu arada, ilginç fikirli birkaç Parisli Fransızın aklına Taraskon yöresinde un fabrikaları kurmak geldi. Bizim köylüler de buğdaylarını fabrikaya göndermeye başladılar. Güzelim yel değirmenleri işsiz kaldı. Bir süre dayandılar ama, fabrika güçlü çıktı ve hepsi de birer birer kapandı. Çuval yüklü sevimli eşekler görünmez oldu. Uygun rüzgârlar gene esiyordu ama, artık kanatlar dönmüyordu. Sonunda, belediye harabe haline gelmiş bu yapıları yıktırdı ve yerine asma, zeytin ağacı falan diktirdi. Yalnız bir tanesi kalmıştı. Bu değirmen tek başına herkese meydan okuyor gibiydi. Tepenin üstünde fabrikalara kafa tutarcasına dönüp duruyordu. Bu, Cornille babanın değirmeniydi. İşte, şu benim şimdi oturup öykülerimi yazdığım değirmen!
Bookspace topluluğundan 2 gönderi
Ah, zavallı bizler , zavallı insan kalpleri!.. Hor ve küçük görmenin bile aşkı öldürmemesi ne kötü şey!..

Ah ,zavallı bizler , zavallı insan kalpleri!..Hor ve küçük görmenin bile aşkı öldürmemesi ne kötü şey!..
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş