
Deniz gezmiş, "mahkemeye asla güvenim yoktur. Mahkeme diye böyle bir yerde bulunmaktan utanç duyuyorum."

1968 kuşağının dünyayı değiştirme isteği, yalnız bir ülkeye özgü olmayan geniş bir başkaldırı dalgasının parçasıydı. Nihat Behram, Darağacında Üç Fidan'da bu dönemin umut, cesaret ve özgürlük arayışını Türkiye'deki gençlik hareketi üzerinden anlatır. Deniz, Yusuf ve Hüseyin; ABD'ye, NATO'ya ve ülkenin yerli-yabancı sermayeye bağımlı kılınmasına karşı yürüyüşleriyle, eylemleriyle ve siyasal tutumlarıyla öne çıkar.
Ardından gelen 12 Mart ortamı, anlatının yönünü değiştirir. Bu anlatıda üç gencin ve arkadaşlarının idamla yargılanması, dönemin iktidarının yükselen bağımsızlık mücadelesine verdiği sert cevap şeklinde yorumlanır. Dava ve idam süreci, yalnız kişisel trajedi değil, bir kuşağın siyasal iradesini bastırma girişimi olarak sunulur.
Behram'ın yaklaşımı mesafeli bir kronikten çok tanıklık, bellek ve itiraz niteliği taşır. Kitabın baskı altında geçirdiği yirmi iki yıllık dönem de bu belleğin dolaşıma girmesinin neden önemsendiğini gösterir.
Yakın Türkiye tarihi, 1968 gençlik hareketi ve 12 Mart'ın toplumsal sonuçları hakkında bağlam arayan okur, burada üç yaşamın çevresinde kurulan yoğun bir dönem anlatısıyla karşılaşır. Metin, özgürlük ve bağımsızlık kavramlarının kuşaklar arasında nasıl aktarıldığını sorgulatır.
Bookspace topluluğundan 6 gönderi

Deniz gezmiş, "mahkemeye asla güvenim yoktur. Mahkeme diye böyle bir yerde bulunmaktan utanç duyuyorum."

Ölüm hangi nitelikte olursa olsun, yine de kendi ağırlığıyla gelir. Ve o gün Ankara'daki ölüm, ağlamayı dahi yasaklayan cinstendi.

"... Delikanlım, iyi bak yıldızlara Onları belki bir daha göremezsin..."

İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Deniz GEZMİŞ’in Asılmadan önce babasına yazdığı mektuptan…

Hayatta öyle seçimler yap ki kazandıkların kaybettiklerine değsin... ERNESTO CHE GUEVARA

“sen bağrımı amansızca zorlayan siyahlık unutma öldürmekten daha kuvvetlidir ölebilmek”
“Ölüm hangi nitelikte olursa olsun, yine de kendi ağırlığıyla gelir. Ve o gün Ankara'daki ölüm, ağlamayı dahi yasaklayan cinstendi.”
“İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir..”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş