
"Evli çiftler, dünyanın neresinde olursa olsun, hep yavaş adımlar ve düşmüş omuzlarla ağırdan alarak dönerlerdi kendi evlerine. Çünkü, onları neyin beklediğini bilirlerdi."

Yıllar sonra ülkesine dönen bir adamın arayışını izleyen Murathan Mungan'ın Çador romanı, Akhbar'ın annesini ve kız kardeşini bulma çabası etrafında ilerler. Savaşın ve baskıcı düzenin dönüştürdüğü kentte kadınların yüzleri çadorla örtülmüş, tanıdık mekânlar ve ilişkiler yabancılaşmıştır. Akhbar, geçmişindeki kişileri ararken yalnızca fiziksel engellerle karşılaşmaz; kimliği görünmez kılan kurallar, belleğin güvenilirliğini de sınar. Eve dönüş fikri böylece bir buluşma umudundan, değişmiş bir toplumda tanımanın mümkün olup olmadığı sorusuna açılır.
Mungan anlatıyı arayış, masal ve karanlık gelecek öğelerini bir araya getirerek kurar. Örtü, tek bir simgeye indirgenmeden hem bedenlerin denetlenmesini hem de kişisel tarihin silinmesini taşır. Akhbar'ın gördükleri, iktidarın gündelik hayata nasıl yerleştiğini; kayıp yakınlarına ilişkin her iz ise aidiyetin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Çador, sonuçları açıklamadan büyüttüğü tekinsizlikle savaş, sürgün, erkek bakışı ve kadınların görünmezleştirilmesi arasındaki bağlantıları düşünür; aranan yüzlerin yokluğu romanın duygusal ve siyasal ağırlığını birlikte kurar. Yolculuğun daralan mekânları, Akhbar'ın aradığı yakınlarla birlikte kendi geçmişine ulaşma ihtimalini de giderek daha belirsiz hale getirir.
Bookspace topluluğundan 10 gönderi

"Evli çiftler, dünyanın neresinde olursa olsun, hep yavaş adımlar ve düşmüş omuzlarla ağırdan alarak dönerlerdi kendi evlerine. Çünkü, onları neyin beklediğini bilirlerdi."

"Bazı insanların gülümseyişi hayatı kolaylaştırır."

"Döndüğü yurdunun alacakaranlığını, ilkin içindeki sıkıntıdan tanıdı. Tutulmuştu."

"En kötü yabancı çeşidi, bir zamanlar tanıdıklarının arasından çıkar."

"Hatıraların insanın içini acıttığı yaşlara gelmiş olmalıydı: Bir yaştan sonra hatıralar, iyi ya da kötü olmalarından bağımsız olarak, sahiplerine acı veriyorlardı."

"Gideni, günün birinde döndüren, geri dönmeye ikna eden bu duyguydu zaten; her şeyin kendisini olduğu gibi beklediğine inandıran bu yanıltıcı duygu..."

"Çocukluğunun pek mutlu geçtiği söylenemezdi; buna rağmen, neydi onu bu rüyalarda mutlu eden şey; bilmiyordu. Belki de bir zamanlar çocuk olmak bile başlı başına bir mutluluk kaynağıydı."

"Yalan, herkesin gerçeğe bir şey eklemesiyle ortaya çıkar."

"Dilsizlik insanın en doğal haliydi. Dilsizlik, aslında insanın kendi teni gibi çıplaktı; onu kelimelerle giydirmek istemiyordu. İnsan, kelimeler olmadan kendine yetebilmeliydi."

"Hiç kimsenin yüzünde Allah'a inanmanın huzuru ve güveni yoktu. Yalnızca korkunun, kaygının kayışa çevirdiği tedirgin ve yağlı bir huzursuzluk vardı bu kendine kapanan yüzlerde. Hayatları çoktan bittiği halde ömürleri bitmemiş insanların sürüncemede kalmış günlerini yaşıyor gibiydiler."
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş