
Yüzündeki azimli cehaletten entelektüel potlar kırabileceğini hemen anlayabiliyordunuz.

Thomas Mann'ın Büyülü Dağ romanı, genç mühendis Hans Castorp'un İsviçre Alpleri'ndeki Berghof sanatoryumuna yaptığı kısa ziyaretin yedi yıllık bir bekleyişe dönüşmesini izler. Kuzeni Joachim'i görmek için gelen Hans, hastalık kuşkusuyla gündelik hayattan kopar; sanatoryumun ölçülmüş saatleri, uzun yemekleri ve tekrar eden muayeneleri içinde zamanın olağan ritmini kaybeder. Clavdia Chauchat'ya duyduğu çekim de onu dağda tutan duygusal kuvvetlerden biridir.
Berghof yalnız bir tedavi kurumu değil, Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa'nın düşünsel gerilimlerinin küçük bir sahnesidir. Hümanist Settembrini ile radikal ve dogmatik Naphta arasındaki tartışmalar; akıl, ilerleme, inanç, siyaset ve ölüm üzerine karşıt görüşleri Hans'ın önüne koyar. Hastalıkla sağlık, aşağıdaki iş dünyasıyla dağın askıya alınmış hayatı arasındaki sınırlar giderek belirsizleşir.
Büyülü Dağ, olay örgüsünü fikir romanının genişliğiyle birleştirir. Mann, Hans'ın eğitimini doğrusal bir olgunlaşma hikâyesi gibi sunmak yerine onu farklı ideolojiler, arzular ve ölüm bilinci arasında dolaştırır. Dağdaki kapalı evren, yaklaşan savaşın gölgesinde Avrupa uygarlığının kendi hastalıklarını seyreden güçlü bir alegoriye dönüşür.
Bookspace topluluğundan 4 gönderi

Yüzündeki azimli cehaletten entelektüel potlar kırabileceğini hemen anlayabiliyordunuz.

İnsan sadece kendi hayatını yaşamaz çağının ve çağdaşının hayatını da yaşar.
“Siz İtalyanlar para değiş tokuşunu ve bankacılığı icat ettiniz. Tanrı sizi bağışlasın. Ama İngilizler ekonomik toplum savını ortaya attılar ve bu nedenle insanlığın koruyucu meleği onları hiçbir zaman bağışlamayacak.”

Zaman, yaşamın bir öğesi olduğu kadar, anlatımın da bir öğesidir ve nesneler nasıl mekâna bağlıysa, zaman da anlatıma bağlıdır.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş