“Gerçeğin fazla söze ihtiyacı yok oysa yalanı allayıp pullamak gerekir.”

Carl-Johan Vallgren'in Bir Garip Aşk Öyküsü romanı, on dokuzuncu yüzyılın başında Königsberg'de dünyaya gelen Herkül'ün olağanüstü hayatını anlatır. Sağır, dilsiz ve fiziksel görünümü nedeniyle dışlanan Herkül, insanların düşüncelerini okuyabilmektedir. Henriette'le kurduğu bağ ona ilk kez koşulsuz bir yakınlık sunar; iki çocuğun ayrılması ise anlatıyı uzun bir arayışa dönüştürür.
Herkül'ün Avrupa boyunca süren yolculuğu, saraylardan gösteri dünyasına ve kapalı kurumlara uzanır. Yeteneği onu koruyan bir güç olmaktan çok başkalarının kullanmak istediği bir araca dönüşür. Roman bu karşılaşmalar aracılığıyla görünüş, iktidar ve merhamet arasındaki ilişkiyi sorgular. Herkül'ün insanların zihnini duyabilmesi, onların dışarıdan sergiledikleri yüz ile sakladıkları niyet arasındaki farkı sürekli açığa çıkarır. Bu çelişki, anlatının ahlaki gerilimini her durakta yeniden büyütür.
Bir Garip Aşk Öyküsü, masalsı ve karanlık öğeleri tarihsel bir Avrupa panoraması içinde buluşturur. Merkezindeki aşk, kolay bir mutluluk vaadi değil; ayrılık, sömürü ve şiddet karşısında kimliği koruyan bir hafıza biçimidir. Vallgren'in romanında gariplik, Herkül'ün bedeninden çok onu sergileyen ve sınıflandıran dünyanın bakışında belirginleşir.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi
“Gerçeğin fazla söze ihtiyacı yok oysa yalanı allayıp pullamak gerekir.”
"Seni hiç unutmadım ... Nasıl unutabilirdim? Bu nefes almayı unutmak gibi bir şey olurdu. Bir gün seni bulmak umuduyla ayakta kaldım. Sonunda her yerde seni görmeye başladım, hiç bulunamayacağın yerlerde bile. Yalnızca bir şeyden korktum, seni bir daha asla göremeyeceğimden."
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş