
"Halkın içinden çıkan her büyük şahsiyet yakıcı güce sahip birer büyüteçtir."

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigoriĭ Spiridonovich Petrov'un Finlandiya'nın toplumsal kalkınma idealini örnekleyen, eğitim ve yurttaşlık bilinci üzerine kurulu kitabıdır. Eser, küçük bir ülkenin kültür, çalışma disiplini ve ortak sorumlulukla nasıl dönüşebileceğini anlatır.
Petrov, Beyaz Zambaklar Ülkesinde'de öğretmenlerden aydınlara, köylülerden yöneticilere kadar toplumun farklı kesimlerine ahlaki bir görev duygusu yükler. Kitap, tarihsel gerçeklikle idealize edilmiş anlatımı birlikte taşır; bu yüzden bir kalkınma manifestosu gibi de okunur. Türkiye'de uzun yıllardır ilgi görmesinin nedeni, bireysel başarıdan çok toplumsal uyanış fikrine yaptığı vurgudur. Bu yönüyle kitap, eğitim ve kültür tartışmalarında hâlâ anılır.
Bookspace topluluğundan 16 gönderi

"Halkın içinden çıkan her büyük şahsiyet yakıcı güce sahip birer büyüteçtir."

Ve ye kuşakların miadını gerçekten çoktan doldurmuş eski bir rejim altında zorla tutulmaması gerekir; aksine daha makul ve adil , daha güçlü temelleri olan bir devlet yönetimi imkanı serilmeli ayaklarının altına.

"Çocuklarınızı sadece ezber bilgilerle donatmayın. Onlara düşünmeyi, sorgulamayı, vatanlarını sevmeyi ve insanlığa faydalı birer birey olmayı öğretin."

Samimiyetsiz ve kirlidirler. Yalanla yaşarlar. Yalan olmadan yaşayabileceklerini düşünemezler. İşleri güçleri soygundur. Düşünce, söz ve eylem satarlar. Vicdanlarını, vatanlarını ve tanrılarını da satarlar. Ve hepsi güzel kıyafetler giyer, ruh asaleti, büyük fikirler hakkında, kahramanlık hakkında, insanların kardeşliği hakkında, vatan ve insanlık sevgisi hakkında konuşmayı severler.

"Hayattaki ağır keşmekeşin başlıca nedenlerinden birisi, herkesin hayatta kendine iyi bir yer edinmek istediği halde kimsenin bizatihi hayatı kurmak istememesidir. Herkes hayattan bir şeyler almak ister ama kimse ona bir şeyler vermeyi düşünmez. Böylece egoistler, soyguncular, sömürücüler, asalaklar olarak atılırlar hayata. Hayatın anlamını bu asalaklıkta görürler.

"İstediğiniz kadar mükemmel kanunlar koyun. En sağlam anayasalar yapın. Eğer çocuklarınızı eğitmezseniz, hayata bir hiç olarak girerler. “

Herkes akıllı, herkes bilge, herkes her şeyi biliyor.

Devletlerin gücü ve zayıflığı, ulusların refahı veya çürümesi sadece yöneticilerin yetkinliğine veya yetersizliğine bağlı değildir. Yöneticiler ne olursa olsun, iyi ya da kötü, kahraman ya da zalim her zaman halklarının bir yansımasıdır. Bunlar halkın ruhunun bir kopyası, kitlelerin üretimidir. Halk nasılsa onlar da öyledir. Bu nedenle uzun zaman önce her ulusun hak ettiği hükümete ve yöneticilere sahip olduğu söylenmiştir.

"Bir ulusun dirilişi, bireylerin kendini yenilemesiyle başlar."

Tanrı'yı önce kendiniz bulun, ondan sonra insanlara Tanrı'ya giden yolu gösterin! (Snellman'ın Finli Din Adamlarına Söylevi.)

Sen ne kadar hastaysan, ben de o kadar hastaydım, diye gülümsedi hüzünle. 'Ben eğitimli biri değildim. Bilinmeyen büyük bir evde tamamen karanlıkta dolaştığını hayal et. İçi dopdolu ama tek bir ışık parıltısının olmadığı yüzlerce oda hayal et. El yordamıyla ilerlediğini... Böyle dolaşırken hiçbir şeye zarar vermemek mümkün mü? Hem başkasının değerli eşyalarını kıracak, hem kendine zarar vereceksin. O halde böyle birini nasıl tanımlardın? Canavar mı, deli mi, yoksa ışığı sönmüş zavallı bir adam mı?

Yöneticiler iyi veya kötü olsunlar, kahraman veya zalim olsunlar, onlar kendi milletlerinin birer yansımasıdırlar.Onlar, milli ruhun birer kopyasıdır.Onlar, halk kitlesinin içinden doğmuştur.Bir millet nasılsa, devlet adamları da onlar gibidir.

Toplumun kurtuluşu için önce insanın içi temizlenmelidir. Dürüstlük, çalışkanlık, alçakgönüllülük ve sorumluluk duygusu her bireyin ruhuna işlenmelidir. Halk, kendi kendini eğitmedikçe, hiçbir yasa, hiçbir yönetim onu kurtaramaz.

Memur kafaları, kariyer peşindeki politikacıları ve inanç tüccarlarını ortadan kaldırın. Halkın ruhunda söndürülmüş inanç ateşini yakın. Milyonlarca insanın tahtaya dönmüş ruhunda Tanrı'yı uyandırın. Din ağdalı kitap cümleleriyle güzel ve şaşaalı ayinlerin birleşimi değildir. Ritüeller bedenin giysisidir. Her giysi gibi vücudun onlara ihtiyacı vardır, ama vücudun bir parçası değillerdir. Aslolan ritüeller değildir, dinî dogmalar için de aynı şey geçerlidir. Önce inanç olmalı, sonra yöntemler ve tanımları gelmelidır. İnsanlarda ve halkta inanç duygusunu uyandırın. Onlarda yemek yeme, nefes alma, insanlarla iletişim kurma ihtiyacı gibi Tanrı inancını, dindarlığı uyandırın.

“Denedik, uğraştık ama destek bulamadık. Her adımda engellerle ve düşmanlıkla karşılaştık…” Böyle söylemeyin! Karanlığın ruhu ışığınızı söndürdüğünde her defasında yeniden yakın.

İnsanın yüreğine dokunan bir kitap. Bir ülkenin karanlıktan aydınlığa nasıl çıkabileceğini öyle içten anlatıyor ki, okurken kendi ülkemizi düşünmeden edemiyorsun. Umut dolu, ilham verici ve insanı harekete geçiren bir eser. Okuduktan sonra insan gerçekten “Ben ne yapıyorum?” diye soruyor kendine.