
O,İngiltere Krallarının Kardeşi, Kızı, Yeğeni, Karısı ve Annesiydi ama kimse ona seçme şansı vermedi. İngiltere tarihinin en güçlü kadını ama aynı zamanda en güçsüz kadınıydı. Kadın olmanin her çağda ne kadar zor olduğunu anlatan kitaplardan biri

Philippa Gregory'nin Beyaz Prenses romanı, Henry Tudor'un savaş meydanında İngiltere tacını kazanmasının ardından başlar. Yaklaşık yirmi yıldır hanedan savaşlarıyla bölünmüş ülkeyi birleştirmek için düşman York ailesinin prensesi Elizabeth'le evlenmesi gerekir. Ancak Yorklu Elizabeth, Henry'nin savaşta yendiği III. Richard'a hâlâ âşıktır; siyasi evlilik daha başlangıçta yas ve güvensizlik taşır.
Elizabeth'in annesi ve York yanlıları, Beyaz Kraliçe tarafından bilinmeze gönderilen kayıp varisin geri dönüp hakkı olduğuna inandıkları tacı alacağını umut eder. Henry tahtını sağlamlaştırmaya çalışsa da halkın sevgisini kazanamaz ve bir prensin ortaya çıkmasından korkar. Yeni yönetimin meşruiyeti, savaşın bitmesiyle değil, York mirasının hâlâ canlı kalmasıyla sürekli sınanır.
Genç bir adam ordusuyla İngiltere'ye geldiğinde Elizabeth ağır bir seçimle karşılaşır. Zamanla sevmeye başladığı kocasının yanında kalmak ile yıllardır öldüğünü düşündüğü sevgili kardeşine koşmak arasında karar vermelidir. Kraliçelik görevi, aile sadakati ve kişisel duyguları farklı yönlere çeker. Bu tarihsel ve psikolojik hanedan romanı, Tudor iktidarının kuruluşunu bir kadının derinden bölünmüş bağlılıkları üzerinden etkili biçimde aktarır.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

O,İngiltere Krallarının Kardeşi, Kızı, Yeğeni, Karısı ve Annesiydi ama kimse ona seçme şansı vermedi. İngiltere tarihinin en güçlü kadını ama aynı zamanda en güçsüz kadınıydı. Kadın olmanin her çağda ne kadar zor olduğunu anlatan kitaplardan biri
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş