
Kendini yükseklerde gören insan, içtenlikle uzak bir dost gibi davranır; sıradan insan ise dostluktan uzak bir yakın gibi davranır.

Gerçek ile uydurmanın sınırında kurulan Éric-Emmanuel Schmitt'in Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu romanı, Çin'deki bir otelde çalışan Bayan Ming ile Fransız bir iş insanı arasındaki karşılaşmayı izler. Otelin tuvaletlerinde görev yapan yaşlı kadın, ülkenin tek çocuk politikasına rağmen on çocuğu olduğunu söyler ve her birinin farklı kişiliğini, mesleğini ve hayat yolunu ayrıntılarıyla anlatır. Fransız anlatıcı bu öykülere inanmakla onları birer icat saymak arasında gidip gelir; yine de Bayan Ming'in sözlerinde bulduğu merak, görüşmelerini sıradan bir sohbetin ötesine taşır. Çocukların var olup olmaması, anlatının çözülecek tek bilmecesi olmaktan çıkar.
Schmitt kısa romanı, yalanın aldatmanın ötesinde kayıp ve arzuyla baş etme biçimi olabileceği düşüncesi çevresinde kurar. Bayan Ming'in Konfüçyüsçü özdeyişlerle ördüğü anlatılar, aile, annelik, hayal gücü ve hakikat kavramlarını birbirine yaklaştırır. Fransız iş insanının başlangıçtaki kuşkusu zamanla kendi hayatındaki eksiklikleri görmesini sağlayan bir aynaya dönüşür. Metnin masalsı hafifliği, tek çocuk politikasının yarattığı tarihsel arka planı silmez; kişisel hikâye kurmanın insanı katı gerçekliğe karşı nasıl koruyabildiğini gösteren sakin bir duygusal alan açar.
Bookspace topluluğundan 3 gönderi

Kendini yükseklerde gören insan, içtenlikle uzak bir dost gibi davranır; sıradan insan ise dostluktan uzak bir yakın gibi davranır.

Hakikat, bizim en fazla hoşumuza giden yalanın ta kendisidir, öyle değil mi?

Her gün ilerlemeyen insan her gün geriliyor demektir.
“Her gün ilerlemeyen insan her gün geriliyor demektir.”
“Gerçek her zaman şüphecilikten pişmanlık duymama neden olmuştur.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş