
Batarya ile Ateş, Süleyman Nazif'in savaş, işgal, vatan ve siyasal sorumluluk üzerine yazılarını bir araya getiren tarihî bir düzyazı derlemesidir. Metinler, Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki askerî yenilgilerden Birinci Dünya Savaşı yıllarına uzanan gerilimli bir arka plan içinde şekillenir. Süleyman Nazif, gazeteci ve edebiyatçı kimliğini birlikte kullanarak yalnız olayları sıralamaz; toplumun moralini, yöneticilerin sorumluluğunu ve kaybedilen toprakların yarattığı sarsıntıyı güçlü bir hitabetle değerlendirir. Kitabın parçaları farklı tarihlerde ve koşullarda kaleme alındığı için tek çizgili bir tarih anlatısı oluşturmaz. Plevne ve Rus Harbi hatıraları, Balkan yenilgileri, Çanakkale ve savaş yıllarına ilişkin değerlendirmeler aynı düşünsel eksende buluşur: yazar, dilin kamusal vicdanı harekete geçirebileceğine inanır. Coşkulu üslubun yanında eleştiri, yas ve öfke de belirgindir. Batarya ile Ateş, dönemin milliyetçi duyarlığını doğrudan yansıtan bir belge değeri taşırken, edebî sözün kriz zamanlarında propaganda, tanıklık ve hesaplaşma arasında nasıl konumlandığını da gösterir. Derlemenin tarihsel bağlamı, yazıların bugünün doğruluk ölçüleriyle değil kendi savaş ve çözülme atmosferi içinde okunmasını gerektirir.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
“Moskof'un barışı aldatıcı, sessizliği ısırır gibi, dost yüzü hain, yardımı hilelidir.”
“İstanbul'un zevke tapan hevesleri için, elinde bulunan her şeyi verme vasıtasından başka bir şey olduğunu öğreneceği zaman -ki pek uzak değildir - ona yeni ve direnişi kıran bir saldırma gücü gelecektir.”
“İnsan hakkı, devletler arası antlaşmalar, millî şeref, ahlak esasları, adalet kanunları, hepsi, hepsi, hepsi iflas etti. Hayvanlığı himaye etmekle insanlığı yükseltmeye yeltenen Avrupa, Hazret-i Adem'in günahsız…”
“Fakat bizim hitap ve paylamamız İtalya'dan ziyade Avrupa'ya yöneliktir. En küçük meseleleri aleyhimizde müdahale ve arabozuculuk vesilesi yapan dünya medeniyetinin bu suskunluk ve kayıtsızlığını görmekle bütün insanlık…”
“Bu sözler yalnız resmî Avrupa'ya değil, ilmî Avrupa'ya, edebî Avrupa'ya, sanatkâr Avrupa'ya, kısacası Kuzey Buz Denizi'nden, Mataban Burnu'na ve Atlantik Okyanusu'ndan Ural Dağlarına kadar yayılan o mamur ve süslü fakat…”
“Niçin ve kimden gizleyelim? Kırk yıla yakın bir zamandan beri Avrupa'nın dudaklarında ne vakit "hak" kelimesi çırpındı ise mazlum doğu bir defa daha inledi ve ezildi. Bencilce maksatlarının biçimi, açıklaması mümkün…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş