
Aslında babalarımız bizi severdi, babam konusunda bundan eminim, sadece bunu nasıl göstereceklerini bilmiyorlardı. Onla ra da hiç kimse bunu nasıl yapacağını göstermemişti.

Georgi Gospodinov'un Bahçıvan ve Ölüm romanı, anlatıcı oğlun ağır hastalanan babasının başucunda tuttuğu nöbetten ve yaklaşan kaybı anlamlandırma çabasından doğar. Baba, savaş sonrasında büyümüş, hayatının farklı dönemlerinde yoklukla ve siyasal baskıyla karşılaşmış tutkulu bir bahçıvandır. Kurduğu bahçe, aile sevgisinin açıkça söylenemeyen biçimlerini taşıyan canlı bir mirasa dönüşür.
Anlatı doğrusal bir yaşam öyküsü kurmaz; hastane günleri, çocukluk anıları, sigaralar, telefonlar, bitkiler ve Bulgaristan'ın yakın tarihi kısa parçalar halinde birbirine eklenir. Oğul, babasının ölümüne yaklaşırken onun anlattığı hikâyeleri, başarısızlıklarını ve mizahını yeniden toplar. Bahçenin mevsimsel döngüsü, insan bedeninin geri döndürülemez zamanı karşısında hem teselli hem de acı veren bir karşılık oluşturur.
Romanın duygusal gücü, yası büyük açıklamalara dönüştürmemesinden gelir. Gündelik eşya ve bakım hareketleri, bir insanın ardından neyin kalabileceği sorusunu taşır. Babanın bahçesi geçmişi donduran bir anıt değildir; hafızanın yeniden filizlendiği, sevginin sözden çok emekle kaydedildiği bir alandır. Metin, hatırlamanın hem koruyucu hem de yaralayıcı tarafını aynı sakinlikte taşır. Bu biçim, kişisel kaybı aile, kuşak ve tarih duygusuyla birleştirir.
Bookspace topluluğundan 8 gönderi

Aslında babalarımız bizi severdi, babam konusunda bundan eminim, sadece bunu nasıl göstereceklerini bilmiyorlardı. Onla ra da hiç kimse bunu nasıl yapacağını göstermemişti.

"Artık pek bir şeye benzemiyorum. Ya da Allah anasına kolaylık versin hallerdeyim."

"...hastalığı asla affetmeyeceğim, diye tekrar edip duruyorum içimden, onu asla affetmeyeceğim. Bir insanın canını onu aşağılamadan da alabilirsin."

"Babam aramızdan ayrılıken dünya, tabii ki, bundan habersiz ve bizim kişisel trajedilerimizle ilgilenmiyor, hayat devam ediyor..."

"Babamın numarasını telefonumdan silmedim. Henüz değil. Bunu hiç yapar mıyım, bilmiyorum."

"Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz."

"Yalnızlık öyle sert ve kırılgan hale geliyor ki, kurumuş bir kurabiye gibi, yutmak mümkün değil."

"Tanrı her zamanki gibi, duymazlıktan geliyordu, onun yeryüzündeki temsilcisi olan doktor da söz vermeye cesaret edemiyordu."
“İnsanın boyun eğmeyeceği ağır yazgı yoktur, diye yazmış, yeter ki hayatta kalsın! Şimdi düşünüyorum da, bu sözler gerçek acı gelmeden önce söylenmiş olmalı.”
“Bir süreliğine yalnız kalmak ve çocuk gibi ağlamak istiyordum. Ama ağlayabileceğim bir yer yoktu.”
“Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olduğumuz söylenebilir mi?”
“*Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe. **Evsiz yaşayamayan sadece insanlar değildir, evler de insanları olmadan yaşayamaz. ***Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olduğumuz söylenebilir mi?”
“Biz burada ne kadar mutsuz olduğumuzu bilmediğimiz için mutluyuz”
“Bugün altında yattığı toprağı işlerdi bir zamanlar…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş