
Duruşunu sergileyen "aydın" artık çarmıha gerilmiştir ama saygı görür ve söylemleri insanoğlunun hafızasına yerleşir.

Julien Benda'nın Aydınların İhaneti kitabı, Batı'da aydınların rolüne yönelik erken ve kapsamlı eleştirilerden birini sunar. Benda'ya göre hakikati savunması gereken aydınlar siyasi ihtirasların güdümüne girmiş, düşünsel bağımsızlıklarını grup çıkarlarına teslim etmiştir. Muhalif görünseler bile iktidarın dilini yeniden üretebilir, kendi çevrelerinin yararını korumak için kin ve nefreti besleyebilirler. İhanet, bilgi eksikliğinden çok evrensel değerlerden bilinçli uzaklaşmadır.
Gerçek aydın, maddi kazanç, mevki veya iktidara yakınlık peşinde koşmaz. Güçlünün uydusu olmak yerine zayıfın savunucusu olmayı seçer. Bu tutum sürgün, dışlanma, hapis veya ölüm gibi ciddi riskleri göze almayı gerektirebilir; dolayısıyla gerçek aydınların sayısı doğal olarak azdır. Benda'nın ölçütü, meslek sahibi veya eğitimli olmayı ahlaki ve kamusal sorumlulukla aynı şey saymaz.
Edward Said'in değerlendirmesi, bu tavizsiz aydın imgesinin sonraki dönemlerde de etkisini koruduğunu gösterir. Kitap, entelektüelin siyasi hayattan bütünüyle uzak durmasını değil müdahalesini hakikat ve adalet ölçütlerine bağlamasını ister. Temel soru, bilginin iktidarı meşrulaştırmak için mi yoksa çıkarı olmayanların sesini savunmak için mi kullanılacağıdır.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Duruşunu sergileyen "aydın" artık çarmıha gerilmiştir ama saygı görür ve söylemleri insanoğlunun hafızasına yerleşir.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş