
Dilimin sınırları dünyamın da sınırlarıdır.

Faili meçhul bir cinayete kurban giden dâhi bir baba ile hırslı bir annenin oğlu, iki kadın arasında parçalanmış yazgısının düğümlerini çözmeye kararlıdır. Kendi geçmişini anlamaya çalışırken aile sırları ve ülkenin sert gerçekleriyle karşılaşır. Onun arayışı, toplumun bir tımarhaneye dönüştüğünü düşünüp çözümü hastaneye gizlenmekte bulan bir bilgenin dünyasıyla kesişir. Hastane, dışarıdaki düzensizlikten kaçış yeri kadar topluma uzaktan bakmanın da aracıdır.
Selçuk Altun, Annemin Öğretmediği Şarkılar’da bu hattın yanına peş peşe sipariş edilmiş cinayetleri işleyen bir katilin hikâyesini yerleştirir. Cellat geleneğinin son temsilcisi sayılan bu kişi, öldürmeye devam ettikçe ağır ağır filozoflaşır. Cani ile kurban arasındaki ilişki, iç içe kurgulanan iki anlatıda ters açılardan sorgulanır; suçun faili, hedefi ve tanığı arasındaki sınırlar yeniden düşünülür. İki hikâye, şiddetin kişisel ve toplumsal biçimlerini farklı yönlerden birbirine yansıtır.
İstanbul, iki hikâyeyi kuşatan anti-kent portresiyle anlatının etkin bir parçasıdır. Sokak sokak dolaşılan şehir, ülkenin bir düzine sayı çarpıcılığında özetlenen açmazlarını ve kişilerin sıkışmışlığını taşır. Kentin parçalı görünümü, karakterlerin kendi hayatlarında çözmeye çalıştıkları düğümlere eşlik eder. Altun, trajik aile mirasını, sipariş cinayetleri ve bilgelik arayışını aynı sarmalda buluşturarak kader, şiddet ve insanın kendi rolünü değiştirme ihtimalini inceler.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

Dilimin sınırları dünyamın da sınırlarıdır.

Eat shit! Fortybillion flies cannot be wrong!
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş