
Körükörüne bir bekleyiş içindeyiz. Katlanmak her geçen gün zorlaşıyor. İnsanca tepkiler vermekten vazgeçmeye dayanıklılık diyorsanız, gerçekten de dayanıklı değilim öyleyse.

Tarık Akan, 1981'de Almanya'da yaptığı bir konuşmanın ardından Türkiye'ye döndüğünde tutuklanır ve uzun bir yargılama sürecinin içine girer. Anne Kafamda Bit Var 12 Eylül Anıları, sağcı bir gazetenin yanlı haberiyle başlayan bu süreci kişisel tanıklık üzerinden kayda geçirir. Siyasi Şube'deki sorgular, aşağılanmalar, soğuk hücreler ve bitli koğuşlar, ününün doruğundaki bir sinema sanatçısının darbe döneminde karşılaştığı baskının gündelik yüzünü gösterir. Akan, birlikte tutulduğu farklı siyasi çevrelerden insanları ve cezaevinin ağır koşullarını yıllar sonra hafızasında kalan ayrıntılarla anlatır.
Kitap yalnız tutukluluğa odaklanmaz; aklanıp özgür kaldıktan sonra bile silinmeyen korku ve öfkenin yazıya nasıl dönüştüğünü de izler. Şerif Gören, Atıf Yılmaz, Orhan Apaydın ve Barış Derneği Davası gibi isim ve olaylar, anıları dönemin daha geniş kültürel ve siyasal ortamına bağlar. Yılmaz Güney cezaevindeyken gizlice çekilen Yol filminin serüveni de sinema ile baskı düzeninin kesiştiği ayrı bir hat kurar. Anne Kafamda Bit Var 12 Eylül Anıları, 12 Eylül sonrasının adalet, basın ve cezaevi deneyimini bir sanatçının yaşadıkları üzerinden anlatan; kişisel hafızayı tarihsel bir tutanağa dönüştüren bir anı kitabıdır.
Bookspace topluluğundan 14 gönderi

Körükörüne bir bekleyiş içindeyiz. Katlanmak her geçen gün zorlaşıyor. İnsanca tepkiler vermekten vazgeçmeye dayanıklılık diyorsanız, gerçekten de dayanıklı değilim öyleyse.

... "Bu manzaradan makasla oyulup çıkarılmış, başka bir deftere yapıştırılmıştım...."

"Sana tek bir şey soracağım Tarık, bana doğruyu söyleyeceksin," dedi. "Buyur baba, sor." Annem, ablam, ağabeyim, eniştem merakla bakıyorlardı. Ben de meraklanmıştım; her şeyi zaten bilen babam ne öğrenmek istiyor olabilirdi ki. "Sana işkence yaptılar mı?" Ağzımdan bir 'Hayır' çıktı ama, öyle süklümpüklüm, öyle cılız bir hayırdı ki, her yöne çekile bilirdi.

"Ayıp ettin Tarık," dedi. Şaka mı yapıyor, ciddi mi, anlamamıştım. "Bak burada kırk kişiyiz, sen iki nefes çektin, başkasının hakkını almaya hakkın yok..." Suratıma tokat yemiş gibi olmuştum. Ne diyeceğimi bilemedim. "Arkadaşlar, kusura bakmayın, uzun zamandır sigara içmiyorum, özür dilerim," dedim. Çocuklardan biri, "Tarık Abi, boşver, ben çekmiyorum, hakkım senin olsun," deyip sigarayı yanındakine geçirdi. Daha kötü oldum.

“Sen vur” dedi Aslanım ben sana vuracak kadar enayi değilim olaki sen bana vurursun gene elimi kaldırmam ama askerliğinin bittiğinde seni memleketinde bulurum…

Konuşmak istiyordum, birilerine içimi dökmek istiyordum… Bugüne kadar ilk kez böylesine şiddetle ve ısrarla anamı babamı düşünüyordum. Yüreğimde bir acı, bir sızı yer etmişti.

Körükörüne bir bekleyiş içindeyiz. Katlanmak her geçen gün zorlaşıyor. İnsanca tepkiler vermekten vazgeçmeye dayanıklılık diyorsanız, gerçekten de dayanıklı değilim öyleyse.

Ne mutlu bana rahatım 28 Şubat 2002. SON.

Sana hiç birşey olmayacak göreceksin bak elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın” Uçak hava alanına yaklaşırken Müjdat (Gezen) beni yatıştırmaya çalışıyordu…

Yedi-sekiz kişi gidiyor, dört-beş kişi geliyordu. Gelenler perişan durumda oluyorlardı. Kan işeyenler, eli-kolu tutmayanlar, sabaha kadar inleyenler, zaman zaman ağlayanlar. Annesine ya da kız kardeşine yapılan işkenceyi kimilerine zorla seyrettirdiklerine tanık oldum.

Besinlerin hiçbirinde tuz yok, beden terliyor, tuz kaybediyor, tuz alamıyor. Bu da bedendeki direnci kırıyor, zihni yoruyor. Besinler bilinçli seçilmiş. CIA'nın deneylerinden alınan baskı ve işkence yöntemleri de dahil olmak üzere direnci kırmak için her yol uygulanıyor. Besinlerin hepsi uyumayı da dinlenmeyi de güçleştiriyormuş.

Filistin askısı… Bir-iki kişi yan yatabiliyordu. Bazıları, oturmaktan yorulanlar, ayağa kalkıyordu, o zaman biraz yer açılıyordu. Akşama doğru, saat beş gibi, yavaş yavaş sorgudan dönüşler başladı. Ben 2 numaralı hücrede kalıyordum. Kapı açıldı. Bir çocuğu içeri attılar. Arkadaşları hemen çocuğu tutarak yere yatırdılar. Çocuk pelte gibiydi. Yalnızca inliyordu. Hücrenin tam ortasında uzunca yatıyordu. Hepimiz ayaktaydık. Görünürde herhangi bir şey yoktu; kan, morluk gibi. Sonra çocuklardan biri, "Elektrikten geliyor," dedi.

Kırıklarıyla oynayarak işkence ettiler… Geç bir saatte bir kızın uzaktan gelen çığlıklarını duyduk. Uzun uzun bağırıyordu. Sesi bir süre kesiliyor, sonra yeniden başlıyordu. Kimi zaman çığlıkları çok derinden geliyordu, duymak için kulak kabartmak gerekiyordu; bazen de sesler iyice yükseliyordu. Bu sesi sabaha kadar dinledik. İşkenceden gelen çocuğun anlattığına göre bir eve yapılan operasyonda polislerin elinden kaçan genç bir kız ikinci kattan aşağıya atlamış, bir yerleri kırılmış. Kızın kırıklarıyla oynayarak işkence yapmışlardı. İnanılacak gibi değildi ama insan çığlıkları duyunca başka bir şey olamayacağını düşünüyordu. Sabaha doğru ses kesildi.

"Aman Tarık Abi, sakın banyo yapma, yanar sın," dedi. Çocuğa, ne demek istiyorsun gibilerden baktım. "Abi, soğuk su yoktur, yalnızca sıcak su. Haşlanırsın. Soğuk suyu açmıyorlar."
“Sen vur” dedi Aslanım ben sana vuracak kadar enayi değilim olaki sen bana vurursun gene elimi kaldırmam ama askerliğinin bittiğinde seni memleketinde bulurum…”
“Sana hiç birşey olmayacak göreceksin bak elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın” Uçak hava alanına yaklaşırken Müjdat (Gezen) beni yatıştırmaya çalışıyordu…”
“Körükörüne bir bekleyiş içindeyiz. Katlanmak her geçen gün zorlaşıyor. İnsanca tepkiler vermekten vazgeçmeye dayanıklılık diyorsanız, gerçekten de dayanıklı değilim öyleyse.”
“Konuşmak istiyordum, birilerine içimi dökmek istiyordum… Bugüne kadar ilk kez böylesine şiddetle ve ısrarla anamı babamı düşünüyordum. Yüreğimde bir acı, bir sızı yer etmişti.”
“Aman Tarık Abi, sakın banyo yapma, yanar sın," dedi. Çocuğa, ne demek istiyorsun gibilerden baktım. "Abi, soğuk su yoktur, yalnızca sıcak su. Haşlanırsın. Soğuk suyu açmıyorlar.”
“Ne mutlu bana rahatım 28 Şubat 2002. SON.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş